Gerçek (Temel) Anlam
Temel Anlam: Sözcüğün herkesçe bilinen, akla İlk gelen, yaygın kullanılan anlamıdır. Sözlük anlamı da denir.
EDEBİYAT SİTESİ, TÜRKİYENİN EN GENİŞ EDEBİYAT SİTESİ,ŞİİRLER DENEMELER HİKAYELER MAKALELER BİNLERCE TÜR SİZLERİ BEKLİYOR edebiyat, dil ve anlatım
Temel Anlam: Sözcüğün herkesçe bilinen, akla İlk gelen, yaygın kullanılan anlamıdır. Sözlük anlamı da denir.
Terim Anlam: Bilim, sanat, ekonomi, spor gibi alanlarla ilgili kavramları anlatan sözcüklere terim denir. Gerçek anlam özelliği taşırlar.
Köprünün ayakları saalammış.
Şiirde ölçü kullanılmamış.
İSİM KÖKLERİ:
Varlıkları ve kavramları karşılayan köklere verilen addır.
♦ İsim kökleri: göz, el, balık, doğru…
Ucu (birine) dokunmak: Biri o işten zarar görmek.
Ucunda bir şey olmak: Düşünülen, uygulamaya konan bir işin açıkça belirtilmeyen bir amacı olmak.
Ucunda ölüm yok ya : “Yapılması gereken bu iş ölümle bitmeyecek ya.” anlamında avunma (avutma) sözü.
Ucunu bırakmak (bir şeyin): Artık onunla ilgilenmemek.
Ucu ucuna : Ne fazla, ne eksik. (Kars. Kıtı kıtına.)
Ucuza çıkmak (mal olmak): Az para harcayarak elde etmek
Ucuza getirmek (mal etmek) (bir şeyi): Onu ucuz fiyatla satın almak.
Ucuz atlatmak (bir şeyi): Tehlikeli ya da güç bir durumdan az bir zararla sıyrılmak; ucuz kurtulmak.
Ucuz kurtulmak (bir şeyden): bk. Ucuz atlatmak.
Ucuz pahalı: Fiyatın düşük ya da yüksek olmasına bakmadan:
Uçan kuşa borcu (borçlu) olmak : Pekçok kimseye, yerlere borcu olmak.
Uçan kuştan medet ummak: Güç bir durum nedeniyle, sıkıntısının çözümü için olmayacak yerierden ve kişilerden yardım beklemek, her çareye başvurmak.
Uçkuruna gevşek (olmak): Cinsel ilişkiye düşkün (olmak).
Uçkuruna sağlam (olmak): Namusuna düşkün, iffetli (olmak).
Uçsuz bucaksız: -1. Sonu yokmuş duygusu verecek kadar geniş, büyük (alan, yer). -2. Çok fazla, pekçok.
Uç vermek: -1. Bitki filizlenmeye başlamak, ortaya
çıkmak. -2. Gelişme, büyüme başlangıcı göstermek. -3. (Çıban) Baş
vermek. Ufacık tefecik: Kısa boylu, küçük yapıl), çelimsiz (kimse).
Ufak çapta : -1. Aslına göre küçük olan. -2. Küçük miktarda. Ufaktan ufaktan (ufağa): Yavaş yavaş, ağır ağır. Ufak tefek: -1. Küçük boyutlu ve az önemli olan. -2. Kısa ve çelimsiz (kimse).
Ufak tefek gördün da Karamürsel sepelî mî sandın? : “Dıg görünüşüne bakarak beceriksiz ve değersizdir deme, aldanabilirsin anlamında uyan sözü.
Uğur getirmek (bir ş»y birine} : O şey ona iyilik, şans, bereket getir-;
mek.
Uğur(lsr) ola (olsun) : “Esenlikle git, /dun açık olsun.’ anlamında dilek sözü.
Uğurlu kademli olsun : Yeni doğan bir çocuk ya da yeni elde edilen önemli bir mal dolayısıyla söylenen iyi dilek sözü.
Uhdesinde bulunmak (olmak) (bir şey, birinin} : O şey onun sorumluluğu altında olmak.
Uhdesinden gelmek (bir işin) : Bir işi başarmak.
Uhdesine almak (bir şeyi) : Bir işi sorumluluğu altına almak, o işin yapılacağına dair söz vermek.
Ukala dümbeleği: Bilmediği, bilgisi olmadığı halde her konuda fikir yürüten, zevzek (kimse).
Uluorta söz söylemek (konuşmak) : Bir şey hakkında gerekeni bilmeden sonunun nasıl olacağını düşünmeden konuşmak.
Uma uma döndük muma : ‘Umduğumuz şeyin olmasını beklemekten bittik, tükendik.” anlamında.
Umuda kapılmak : “Umutlanmak; ümide kapılmak.
Umudunu kesmek : Artık umutlanmamak; ümidini kesmek.
Umudunu kırmak : Bir şey ya da kimse, birinin beklentilerini sonuçsuz bırakmak; güvenini, inananı sarsmak; ümidini kırmak.
Umur görmek: -1. Önemli görevlerde bulunmuş olmak. -2. Çok deneyimli olmak.
Umurumda değil: “İlgilenmiyor, aldırış etmiyorum.” anlamında.
Umut bağlamak: bk. Ümit bağlamak.
Umut dünyası: bk. Ümit dünyası.
Umut ışığı: Umut verici belirti; ümit ışığı.
Umut kapısı: bk. Ümit kapısı.
Umut kesmek (bir şeyden) : Onun artık olmayacağını konusunda içinde bir kanı uyanmak; ümit kesmek.
Umut vermek (birine): -1. Bir şey ya da kimse umulan
şeyin olabileceği konusunda olumlu bir bekleyiş duygusunu uyandırmak.
-2. Bir kimseye güven duygusu vermek; simit vermek.
Un ufak etmek (bir şeyi): -1. Onu ?ok ufak parçalar, kırıntılar durumuna getirmek. -2. Onu dağıtmak, ?iarap etmek.
Un ufak ot nak: Çok ufak parçalt duruma gelmek.
Ununu elemiş, eleğini asmış : Geçmişte yapacağını yapmış, yaşı ilerlediği için artık yapacağı önemli bir işi kalmamış olan (kimse).
Usanç getirmek: Usanacak duruma gelmek.
Usanç vermek (birine): Onu usanacak duruma getirmek, usandırmak.
Uslu durmak (oturmak): Yaramazlık etmemek.
Ustamın adı Hıdır, elimden gelen budur: bk. Babamm adı HkJit, elimden gelen budur.
Utancından yere (yerin dibine) geçmek: Çok utanmak.
Ut yeri: Vücuttan cinsel organların bulunduğu yer; mahrem yer, edep
yeri.
Uygun bulmak (bir şeyi, birini başkasına): Birinin başkasına ya da
bir şeyin başka bir şeye uygun olduğu kanısında olmak.
Uygun gelmek (düşmek) (bir şey, birine): -1. Orta yakışmak, yaraşmak. -2. Ona uymak. -3. Elverişli olmak.
Uygun görmek: Yaraşır görmek, elverişli bulmak; onaylamak.
Uygunsuz kadın: Toplumun yasak saydığı yaşama biçimini tercih eden kadın; kötü yola düşmüş kadın.
Uyku basmak (bastırmak) (birini): Birdenbire çok uykusu gelmek
Uyku çekmek: İyice uyumak.
Uyku durak yok (uyku nedir bilmeden): Hiç dinlenme olanağı yok
(bulamadan).
Uyku gözünden akmak: Çok uykusu gelmek ve bu yüzden gözleri kapanmak.
Uykusu açılmak (dağılmak): Biraz önceki uykulu durumu geçmek.
Uykusu başına vurmak: Zamanında uyuyamadığı ya ela iyice uyuya-madiği için çevresine ters davranmak; hırçınlaşmak, huysuzlaşmak.
Uykusu gelmek: Uyuma gereksinimi duymak.
Uykusu kaçmak: -1. Uyuması gerekirken, uykusu gelmişken, herhangi bir nedenle uyuyamamak. -2. Olumsuz bir durumdan dolayı kaygılanmak.
Uykusunu almak: Tam istediği gibi uyumuş olmak. •
Uyku tulumu: Çok uyuyan, uykucu kimse için söylenir.
Uyku tutmamak: Bir türlü uyuyamamak.
Uyku vermek (getirmek) (bir şey birine): O şey onda uyuma isteği uyandırmak, o şeyin uyutucu özelliği olmak
Uykuya varmak : -1. Uyumak. -2, Sessizlik, hareketsizlik içine girmek.
Uykuya yatmak: Uyumak İçin yatmak
Uyuz elmek (birini): Onu sinirlendirmek
Uyuz olmak (birine, bir şeye) ; -1. Ona sinirlenmek, -2. Parasız kalmak.
Uzağı görmek: Bir şeyin nasıl gelişeceğini, sonuçlanacağını kestirmek.
Uzaktan merhaba : Çok yakın dostluk ilişkisinin bulunmadığını belirtmek için kullanılır.
Uzaktan uzağa : -1. Çok uzaktan. -2. Az çok ilgili.
Uzaktan yakından : -1. Hiçbir biçimde, kesinlikle. -2. Herhangi bir bakımdan ilgili.
Uzun boylu (uzun uzadıya) : -1. Ayrıntılara girerek, derinleştirerek, uzatarak -2. Uzun süre.
Uzun etmek: -1. Sözü uzatmak -2.. Sözünde direnmek. -3. Aşın gitmek, nazlanmak.
Uzun hikâye : Anlatılması uzun sürecek dan olay.
Uzun sözün (lafın) kısası: “Sözü fazla uzatmayalım, sonuca gelelim, kısacası, özet olarak.” anlamında.
Uzun uzadıya : bk. Uzun boylu.
—————————————————————————————-
Ücreti (ücretleri) dondurmak: Ücretlerin yükselmesini önleyici önlem almak
Üç aşağı beş yukarı: Belli bir sayıdan biraz eksik ya da biraz fazla, az bir farkla, yaklaşık olarak; beş aşağı beş yukarı.
Üç buçuk atmak: İstenmeyen bir durum oluşacak’ diye korku içinde kalmak, tedirgin olmak.
Üçe beşe bakmamak: Alışveriş sırasında alıcı ya da saba malın biraz ucuza ya da pahalıya satılıp alınmasına önem vermemek, çok pazarlık etmemek
Üç günlük ömür: Ömrün kısalığını anlatır.
Üç gün yatak, dördüncü gün toprak: Aa çekmeden, uzun süre hasta yatmadan ölme dileği.
Üçkâğıda gelmek: Dolandırılmak, aldatılmak.
Üçkağıt açmak : Dolandırmak, aldatmak
Ümide düşmek (kapılmak): Bir şeyin gerçekleşeceğine inanmak, umut etmek, umutlanmak; umuda kapılmak.
Ümidini kesmek (ümidi sönmek) : Umudu kalmamak, artık ummaz duruma gelmek; umudunu kesmek.
Ümit (umut) bağlamak (bir şeye) (birine): -1. Onun olacağını ummak -2. İstediği şeyin onun tarafından yapılacağını ummak
Ümit dünyası: Gerçekleşmesi güç olan şeyleri ummanın hoş görülmesi gerektiğini anlatır; umut dünyası.
Ümit ışığı: bk. Umut ışığı.
Ümit kapısı: Umutla bağlanılan durum ya da yer; umut kapısı.
Ümit kesmek (bir şeyden) : bk. Umut kesmek.
Ümit vermek : bk. Umut vermek.
Ümüğüne sarılmak : bk. Emiğine sarılmak.
Ürküntü vermek (birşey birine) : 0 şey onun ürkmesine yol açmak, onu ürkütmek.
Üst baş : Giyimle ilgili eşyalar, giyim kuşam.
Üste çıkmak : -1. Suçlu olduğu halde kendini suçsuz
göstermek -2. Kendisinin suçlu olduğunu söyleyenleri suçlamayı başarmak
(Kars. Zeytinyağı gibi üste çıkmak.)
Üstesinden gelmek : Üzerine aldığı işi başarıyla tamamlamak; uhdesinden gelmek.
üst perdeden (konuşmak) : Çok yüksek sesi ya da çevresi ndekileri âdeta küçükgorarak (konuşmak).
Uslu başı dökülmek : Giysileri çok eshi va bicimsiz, yırtık pırtık olmak
Üstü kapalı {örtülü) konuşmak: Anlatmak istediğini açık seçik söylemeden, dtnle/erlerin anlayışına bırakmak.
Üstüme iyilik sağlık (üstünüze şifalar): -1. “Allah
korusun” anlamında. -2. Çok şaşkınlık verici durumlar karşısında
kullanılır. -3. Kötü bir durumdan söz edilirken konuşanın dinleyene
söylediği esenleme sözü.
Üstün bulmak (görmek) (birini, bir şeyi): Onu başkalarından ya da başka şeylerden değer!! bulmak (görmek).
Üstünde (üzerinde).durmak: Bir işe ya da kimseye önem vermek, onunla yakından ve sürekli ilgilenmek.
Üstünde (üzerinde) kalmak: Bir mal artırma sonucu ya da kimse sahip çıkmadığı için kendisinde kalmak.
Üstünden (üzerinden) dökülmek :Giysileri üzerine uymamak, bol ve btçimsiz olmak.
Üstünden (üzerinden) (şu kadar) zaman geçmek : Aradan uzunca bir süre geçmek, artık unutuluyor olmak.
Üstüne (üzerine) ağırlık gelmek: Durulmak, ağır başlı olmak.’
Üstüne (üzerine) almak (bir şeyi) : -1. Bir işi yapmayı kabul etmek.
-2. Onu ödev edinmek. -3. Olumsuz bir sözün ya da kaba bir davranışın
kendisi İçin söylenmiş ya da yapılmış olduğunu sanarak bundan
tedirginlik duymak.
Üstüne (üzerine) atmak (suçu birinin): Bir suçu, suçsuz olan bir kişinin işlediğini söylemek, suçu birine yüklemek.
Üstüne (üzerine) basmak: -1. Yerinde bir düşünce ileri sürmek, tahminde bulunmak. -2. İyice belirtmek.
üstüne (üzerine) bir bardak (soğuk) su içmek : Başkasında bulunan malını, parasını almaktan artık umudunu kesmek, unutmak.
üstüne (üzerine) çekmek: -1. Kapıyı kapatmak. -2, Dikkat, şüphe
vb’nin kendisine yönelmesine yol açmak
Üstüne (üzerine) düşmek : -1. Bir çocuğu ya da kimseyi sevme ve korumada aşırı davranmak -2. Bir şeyi elde etmek için çok çaba haıca-mak.
Üstüne (üzerine) geçirmek (bir şeyi) (birini): -1. Bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak. -2. Evlat edindiği çocuğu nüfusuna yazdırmak
Üstüne (üzerine) gelmek: Bir şeyin ya da sözün yapılması ya da ko-*” nuşulması sırasında çıkagelmek.
Üstüne (üzerine) gitmek : -1. Karışmak, uğraşmak. -2. Dövmek amacıyla üzerine yürümek.
Üstüne (üzerine) gül koklamamak : O kişiyi (eşini, sevgilisini) çok fazla sevmek, bir başkasını o denli sevmemek.
Üstüne (üzerine) kalmak : Bir işi yüklenmek durumunda kalmak.
Üstüne (üzerine) koymak: Eklemek, katmak.
Üstüne (üzerine) olmamak : -1. Daha üstünü bulunmamak. -2. Hiç ilgilenmemek.
Üstüne (üzerine) oturmak (yatmak) : Aldığı borcu geri vermemek, başkasının malını kendi malı gibi saymak.
Üstüne (üzerine) ölü toprağı serpilmiş gibi: Cansız, tembel, uyuşuk, miskin kimsenin bu durumunu belirtmek için söylenir.
Üstüne (üzerine) titremek : Çok sevdiği şeyi ya da kimseyi Özenle korumak, bir kötülük gelmemesi için çok uğraşmak.
Üstüne (üzerine) toz kondurmamak : özellikle sevilen kişinin ya da şeyin bir eksiği ya da kusuru olduğunu kabul etmemek
Üstüne (üzerine) tuz biber ekmek : Bir felaketin acısını arttıran davranışta bulunmak ya da başka bir kötü olay olmak.
Üstüne (üzerine) tüy dikmek : Kötü bir durumun üzerine daha kötüsü gelmek.
Üstüne üstüne (üzerine üzerine) gitmek: -1. Güçlüklerden yıl m ayıp onlarla uğraşmak -2. Didinmek -3. Durmadan bir şeyin ya da kimsenin üstüne yürümek.
Üstüne (üzerine) varmak: -1. Birinin bir şey yapmasını ısrarla istemek. -2. Ona saldırmak. -3. {Kadın için) Evli bir kadının kocasıyla evlenmek.
Üstüne (üzerine) vazife olmamak :O iş kendisini uzaktan yakından ilgilendirmemek; o iş onun görevi olmamakvv.
Üstüne (üzerine) yatmak : Aldığı borcu ya da malı, eşyayı geri vermemek.
Üstüne (üzerine) yıkmak (bir şeyi): -1. Bir suçu başkasına yüklemek, -2. Bir işin sorumluluğunu, ağırlığını başkalarına yüklemek.
Üstüne (üzerine) yok ; “Bu kimse ya da şey en i/i niteliklerle bezenmiş, bundan daha iyisi yok, olamaz da.” anlamında.
Üstüne (üzerine) yürümek: Korkutmak, yıldırmak amacıyla saldıracakmış, dövecekmig gibi davranmak
Üstün gelmek (birinden, bir şey der) : Birinden ya da bil şeyden dana başarılı d m ak, daha ileri gitmiş olmak; galip gelmek.
Üstünlük duygusu {kompleksi}: Kendini herkesten üstün ve iyi görme duygusu.
Üstünüze (üzerinize) afiyet (sağlık): Hastalıktan söz ederken, karşı-sındakilerin buna tutulmaması dileğiyle söylenen esenleme sözü.
Üst üste : -1. Tekrar tekrar, birbiri arkasından: -2. Birbirinin üstüne.
Üzerinde durmak : bk Üstünde durmak.
Üzerinde kalmak : bk. Üstünde kalmak.
Üzerinden atmak : bk Üstünden atmak.
Üzerinden dökülmek : bk. Üstünden dökülmek.
Üzerinden (şu kadar) zaman geçmek : bk. Üstünden (şu kadar) zaman geçmek.
Üzerine ağırlık gelmek : bk. Üstüne ağırlık gelmek.
üzerine almak : bk Üstüne almak.
Üzerine atmak : bk. Üstüne atmak.
Üzerine basmak : bk. Üstüne basmak.
Üzerine bir bardak su içmek : bk Üstüne bir bardak su içmek.
Üzerine çekmek : bk, Üstüne çekmek.
Üzerine düşmek : bk. Üstüne düşmek.
Üzerine geçirmek : bk Üstüne geçirmek.
Üzerine gelmek : bk Üstüne gelmek.
Üzerine gitmek : bk. Üstüne gitmek.
Üzerine gül koklamamak : bk Üstüne gül koklamamak.
Üzerine kalmak : bk. Üstüne kalmak.
Üzerine koymak : bk. Üstüne koymak.
Üzerine olmamak: bk Üstüne olmamak.
Üzerine oturmak: bk. Üstüne oturmak.
Üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi: bk Üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi.
Üzerine titremek: bk Üstüne titremek.
Üzerine toz kondurmamak: bk. Üstüne toz kondurmamak.
Üzerine tuz biber ekmek : bk. Üstüne tuz biber ekmek.
Üzerine tüy dikmek: bk Üstüne tüy dikmek. Üzerine varmak : bk. Üstüne varmak. Üzerine vazife olmamak : bk Üstüne vazife olmamak. Üzerine yatmak: bk Üstüne yatmak. Üzerine yıkmak: bk Üstüne yıkmak.
Üzerine yok: bk Üstüne yok. Üzerine yürümek: bk Üstüne yürümek. Üzerinize afiyet: bk Üstünüze afiyet.
Üzümün çöpü var, armudun sapı var demek : Her şeyde bir eksiklik bulmak, bir şeyi güç beğenir olmak.
SERGÜZEŞT-SAMİ PAŞAZADE SEZAİ
Kitabın Adı:SERGÜZEŞT-
Kitabın Yazarı: SAMİ PAŞAZADE SEZAİ
Kitabın Yazılma Yılı:1984
Kitabın Yayınevi: BAŞBAKANLIK BASIMEVİ ANKARA
Kitabın Basım Yılı: –
Sayfa Sayısı:112
Kitabın Konusu: Evinden ayrılan küçük bir kızın
başından gecen olaylar dramatize edilerek anlatılmıştır. Kızın başından
gecenler oldukça acıklıdır. Uzun bir süre kölelik hayatı yaşamıştır.
Kitabın Özeti:
Evinden ayrılıp bir gemi ile yurdundan uzaklaşan küçük kız, onun gibi
başka bir esir kız ile birlikte neresi olduğunu bilmediği bir yere
getirilmiştir. Bu kızı bundan sonra birçok sürprizler beklemektedir.
İlk olarak kız (henüz bir ismi yoktur), yaşlı fakat zengin bir kadını
yanına ona hizmet etmesi amacıyla satılmıştır. Küçük kız burada tam bir
esaret hayatı yaşamaktadır. Sürekli olarak buradan nasıl
kurtulabileceğinin planlarını yapmaktadır. Bu evin hanımının yanı sıra
hanıma hizmet etmekte olan başka bir kadın da kıza baskı yapmaktadır.
Bu durum kızı yıpratmakta, zaten bir umudu olmayan yaşamdan onu iyice
somutlamaktadır. Bir gün kız bu evden kaçmayı iyece kafasına taktığı
bir anda bir gece yarısı evden kaçar. Çevreyi pek tanımadığı için
saatlerce yürür fakat bir yerede yorgun bir şekilde yere yığılmaktan
başka çaresi yoktur. Yerde kaldığı bölgede bir evin bahçe kapısının
önüdür.
Sabah olunca evin hizmetlilerinden biri kızı farkeder ve onu içeri
almak için yaşlı ev sahibine danışır. Oda bunu çok olumlu bir şekilde
karşılar ve hemen yardım etmek niyetiyle onu yanına alır. İlk olarak
karnı doyurulur, güzel bir uyku çektirirlir. Daha sonra kız kendine
gelince ona neler olup bittiği sorulur. Oda analatır evin hanımı kızın
yaşadıklarını duyunca çok üzülür ve ona yardım edeceğini söyler,
kızdabuna çok sevinir. Evin hanımı ona sahibinden izin alacağını ve
artık kendi yanında kalacağını söyler. Bunun için hanımı kızın kaçtığı
eve gider. Ve onu yanına almak istediğini söyler. Fakat kadın bunu onur
meselesi yaparak kabul etmez. Bundan sonra kızda eski evine geridöner.
Bu olay kızı çok etkilemiştir. Çünkü daha önce kaçtığı eve tekrar
dönmüştür. Gider gitmez yine hiç hoş olmayan durumlarla karşılaşmıştır.
Günler böyle geçip giderken birgün Mustafa bey evin sahibi birkaç yıl
önce işlediği bir hatadan dolayı bir çok borcu olmuştu ve bu borçları
ödemek için karısıyla tartışırdı. Birgün karısıyla beraber kızın
satılmasına kara veridler.
Kızın adı kaçtığı evde hanımın onu çok güzel bulması üzerine ‘dilber’
olarak koyulmuştu. Bundan sonrada ona ‘dilber’ olarak seslenilmeye
başlandı. Dilber kendisi hakkında satılması kararının alınmasından
sonra bir esirciye satıldı. Ve Dilber’in bütün hayatı bu yönde değişti.
Dilber bundan sonra belli bir süre esir hayatı yaşamıştır. Bu süre
içinde bir çok kendisi gibi esir hayatı yaşamış olan kız arkadaşları
olmuştur. Onların hayatlarını dinledikçe aslında kendi hayatının
okadarda kötü olmadığının farkına varmıştır. Daha nice insanların
kendisi gibi cefa çektiğini anlamıştır. Buradaki bir çok kızın çeşitli
meziyetleri vardır. Bir tanesi çok iyi bir şekilde ud çalmaktadır bu
yüzden çoğu yerden çağrılmaktadır. Dilber’de onun gibi ud çalabilmeyi
çok istemektedir.
Dilber’e bir gün bir talip çıkmıştır, ve Dilber’de o eve gitmek zorunda
kalmıştır zaten onun böyle bir şeyi isteyip istemediği pek önemli
değildir, önemli olan bir kaç kişinin işinin görülmesidir.
Dilber’in gittiği bu evde ona bir esir gibi değil, bir insan gibi
yaklaşılması onu çok etkilemiştir. Evde bir hanımefendi, onun kocası ve
onların tek oğlu olan Celal bey bulunmaktadır. Celal bey aynı zamanda
bir ressamdır. Yaptığı porrelerle ün kazanmıştır. Dilber’i evde görünce
o da çok şaşırmıştır. Çünkü Dilber’i Cleopatra’ya benzetmişti. Celal
bey yalnız yaşadığı için kız arkadaşı ya da sevgilisi yoktur. faKat
Dilber’I gördüğü andan itibaren içinde bir kıvılcım oluşmuştur. İlk
zamanlarda Dilber’de buna bir karşılık doğmamış fakaat günler geçtikçe
Dilber’de onaa karşı ilgi duymaya başlayacaktır. Celalbey Dilber’I boş
bulduğu zamanlarda odasına çağırıp onun resimlerini yapmaya
başlamıştır. Kimi zaman nü resimlerinide çalışır. Dilber’in bebeksi
vücudunu gördüğü zamanlarda daha önce hç yaşamadığı duyguları
tadıyordu. Ona her baktığında onun daha değişik bir güzelliğini
yakalıyordu. Günler geçtikçe Dilber zamanının büyük bir kısmını Celal
beyin yanında geçirmeye başlar. Böylelikle Celal beyin Dilber’e olan
aaşkı da diğer ev halkı tarafından da öğrenilir. Bu arada Celal bey
açıkça aşkını Dilber’e de belli etmeye başlar. Dilber bu olaya ilk
önceleri çok şaşırır. Çünkü böyle bir şeye asla imkan vermez. Bunun
nedeni de onun esir kız olmasıdır. Daha ssonraları Dilber de Celaal
beye karşılık vermeye başlar. Günler geçtikçe onlar aşklarını bariz bir
şekilde yaşarlar. Evin baahçesinde yıldızları seyrederler, beraber
gezerler. Fakat bu durum Celal beyin annesini olddukça rahatsız eder ve
buna akarşı bir önlem almak ister. Bu beraberliği bitirmek için Dilberi
Celal beyin evde olmadığı bir zamanda bir esirciye satar. Tabii
Dilber’in yapacak birşeyi yoktur. Celal bey daha sonra eve döner ve ilk
olarak Dilber’in nerede olduğunu sorar önce bunu öğrenemesede daha
sonra öğrenir fakat onu bütün aramalrına rağmen bulamaz. Bundan sonraki
bütün hayatı boyunca oda Dilber’de mutlu olamaz.
Bundan sonra ikiside hiç mutlu olmadığı gibi bu olay biçare dilberi
intihara kadar sürükler bu yaptıklarına Celal bey’in aileside çok
pişman olur ama yapabilecek bir şey yoktur.
Kitabın Anafikri: Kitabın ana fikri evinden ayrılan
bir insanın başına her zaman hertürlü kötülüğün gelebileceği bunlardan
kurtulma yolununda sadece kendi elinde olduğu kimseden yardım
alamayacağı tek başına kalacağı.
Kitabın Kahramanları:—
Kitabın Yorumu: Kitap çok ağır bir dille yazılma mıştır fakat ara ara anlaşılamayan sözcüklere rastlanabilir yinede kitap bize kölelik hayatından bahsettiği ve bilgilendirdiği için oldukça önemli bir kaynak niteliğindedir ve yararlanabilecek seviyededir. Bence kitap herkes tarafından beğeniyle okunabilir. Oldukça sürükleyicidir.
Yaprak Dökümü - Reşat Nuri GÜNTEKİN
Kitabın Adı:Yaprak Dökümü
Kitabın Yazarı:Reşat Nuri GÜNTEKİN
Kitabın Yazılma Yılı: 2006
Kitabın Yayınevi: İnkılap Yayınları
Kitabın Basım Yılı: Ocak 1995
Sayfa Sayısı:141 sayfa
Kitabın Konusu: Gelenek göreneklerine bağlı, özellikle
ahlaki konularda çok titiz olan Ali Rıza Bey ile batılılaşma hareketine
karışarak daha zengin bir hayat yaşamak isteyen çocukları arasındaki
çatışma işlenmiştir.
Kitabın Özeti:
Ali Rıza Bey, hayatını memuriyetle devam ettiren, namusuna ve ahlaka
son derece düşkün beş çocuklu bir ailenin babasıdır. Trabzon’da
çalıştığı bir iş yerinden ayrıldıktan sonra İstanbul’a gelip
Bağlarbaşı’ndaki babadan kalma eve yerleştiler. Bir süre işsiz
gezdikten sonra, Muzaffer adındaki eski öğrencisinin ona sağladığı
imkanla işe girer.Her şey kızları Leyla ve Necla’nın arkadaşları olan
Leman’ın Ali Rıza Bey’den iş istemesiyle başlar. Ali Rıza Bey Leman’a
çalıştığı yerde bir iş bulmuştur; fakat Leman bir süre sonra patronu
Muzaffer Bey’le bir ilişki yaşar ve hamile kalır. Ali Rıza Bey bunu
duyunca kendini suçlar ve Muzaffer Bey’den Leman ile evlenip onun
namusunu temizlemesini ister.Patronu bunu kabul etmeyince Ali Rıza Bey
bu olayı gururuna yediremeyip işten ayrılır. Daha sonra oğlu Şevket’in
bir iş bulduğunu öğrenince bir parça sevinmiştir. Fakat bir süre sona
Ali Rıza Bey’in karısı Hayriye Hanım ve kızları Necla ile Leyla artık
eve para getirmediği için ona saygı duymuyorlar ve onu
aşağılıyorlardır. Bir gün, Şevket işyerinde evli bir kadınla ilişkiye
girdiğini ve o kadınla evlenmek istediğini söyler. İlk başta Ali Rıza
Bey bu olaya itiraz etse de daha sonra Şevket’in Ferhunde ismindeki
kadını ne kadar çok sevdiğini görmüştür. Fakat, gelin Ferhunde
eğlenceye ve modern hayata alışkın biridir ve evde gece toplantıları
yapılmaya başlanır. Evin ortanca kızları olan Necla ve Leyla’nın
eğlenceye ve lükse olan düşkünlükleri artar.Böylelikle Ferhunde’nin
evdeki hakimiyeti iyice artar. Evin en büyük kızı olan Fikret bu
olanlara daha fazla dayanamayacağını anlar ve Adapazarı’nda yaşayan bir
adamla adamın çocuklarına bakma koşuluyla evlenmeye karar vermiştir.
Fikret’in evden gidişiyle daldaki yapraklardan biri kopar. Şevket’in
kazandığı para ve Ali Rıza Bey’in emekli maaşı evde yapılan eğlencelere
harcanmaktadır. En sonunda elde hiçbir şey kalmaz. Şevket çareyi
çalıştığı bankadan zimmetine para geçirmekte bulur. Aldığı parayı
yerine koyamayınca hapse girer. Böylelikle dalın ikinci yaprağı da
kopar. Ferhunde bu hayat daha fazla dayanamayacağını söyleyerek evi
terk eder. Bunun sonucunda üçüncü yaprak da kopmuş olur. Daha sonra
Necla da kendini zengin gösteren bir Suriyeli adam ile evlenir. Fakat
mutlu değildir ve babasından yardım istemek için mektup yollar. Ali
Rıza Bey ise onun bu isteğini reddeder ve yaşamına devam etmesini
söyler. Böylece dalın dördüncü yaprağı da kopar. Leyla zengin bir
avukatın metresi olur ve Ali rıza Bey bunu bir arkadaşından öğrenir.
Namusuna düşkün olan Ali Rıza Bey Leyla’yı evden kovar . Leyla avukatın
Taksim’de tuttuğu eve yerleşir. Böylece dalın son yaprağı da kopmuş
olur. Nihayetinde Ali Rıza Bey Leyla’nın eve gelmesini kabul eder ama
kendisi evden ayrılacaktır. Adapazarı’nda olan kızı Fikret’in yanına
gider ve Fikret’in orada mutsuz olduğunu görür. Kocası ve üvey
çocuklarıyla arası iyi değildir. Bunu gören Ali Rıza Bey İstanbul’a
geri döner ama birkaç gün eve gitmez. Daha sonra hasta olur ve eski bir
arkadaşı sayesinde hastaneye kaldırılır. Bir gün Hayriye Hanım ve kızı
Leyla hastaneye gidip onu alırlar ve Taksim’deki eve giderek
yaşamlarına orada devam ederler.
Kitaptaki şahısların değerlendirilmesi
Ali Rıza Bey:Eski Türk terbiyesi ile yetişmiş, özellikle ahlaki
konularda titiz, erdemli, çok bilgili(Arapça, Farsça, İngilizce,
Fransızca biliyor) ve çalışkan birisidir.
Hayriye Hanım:Ali Rıza Bey’in karısıdır.İlk başta kocasına sadık fakat değişen hayat koşulları nedeniyle asileşen, saf ve cahil bir kadındır.
Fikret:Ali Rıza Bey’in en büyük kızıdır.babası gibi terbiyeye önem veren birsidir.Kardeşlerin değişen yaşamlarına ayak uyduramayınca Adapazarılı biriyle evlenmiştir.
Leyla ve Necla:Ali Rıza Bey’in ortanca kızlarıdır.Lükse ve eğlenceye düşkündürler. Hep zengin birer koca arayışı içindeler.Babalarını umursamaz hale gelmişlerdir.
Şevket:Ali Rıza Bey’in tek oğludur.Ali Rıza Bey’in terbiyesine ve ahlakına en çok emek harcadığı çocuğudur.Bir süre ailenin bütün yükü onun omuzlarına binmiştir. Çalıştığı yerden para çalmak suçundan hapse atılmıştır.
Ferhunde:Zenginliğe, lükse ve eğlenceye düşkün, kötü huylu bir kadındır.
Ayşe:Ali Rıza Bey’in en küçük kızıdır.Yaşı küçük olduğundan dolayı olaylar içerisinde pek fazla bulunmamaktadır.
Kitabın Anafikri:Kitapta insanların çeşitli çıkarlar düşünerek birbirlerine saygı duyması ve bu çıkarları elde ettikten sonra ise birbirlerine olan kinlerini anlatmaktadır.Kitapta da görüldüğü gibi ufacık bir zevk için telafisi olmayan hatalar meydana gelmiştir.Ne olursa olsun aile en kötü durumda bile birlik ve beraberlik içerisinde olmalıdır.
Kitabın Yorumu:Bence bu kitap Türk Roman tarihinde sıkça rastlanan doğu batı kapışmasını açık bir şekilde aile içinde göstermiştir.Bu çatışmaların en sağlam yuva olan aileyi bile yıktığı gözler önüne serilmiştir.
Tom Sawyer - Mark Twain
Kitabın Adı:Tom Sawyer
Kitabın Yazarı: Mark Twain
Kitabın Yazılma Yılı:1983
Kitabın Yayınevi: Parıltı Yayıncılık, 2001
Kitabın Basım Yılı: —
Sayfa Sayısı:125sf. 2.5TL
Kitabın Konusu: Hikayede Tom‘un cezadan kurtulmak için
herkesi şaşkına çevirecek zeka oyunlarını ve sonunda bunlardan nasıl
kurtulduğunu yazıyor.
Kitabın Özeti:
Hikayede Tom‘un cezadan kurtulmak için herkesi şaşkına çevirecek zeka
oyunlarını ve sonunda bunlardan nasıl kurtulduğunu yazıyor. Tom
hikayede kendi dünyasında (nehirlerin, ormanların, mağaraların ve
adaların dünyasında) bir kahraman gibi yaşar.
Tom, Missouri’ye bağlı St. Petersburg köyündeki “haşarı” çocuklardan
biridir. Pervasız, tembel, çıldırtıcı ölçüde meraklı olan bir okul
çocuğu ve teyzesi Polly Teyze için tam bir baş belasıdır. Bir gün Tom,
Huck, Joe herkesten gizli bir plan yapar ve adaya kaçar. Herkes onları
öldü sanıp cenaze töreni yapar ama törende ortaya çıkınıca herkes oyun
olduğu anlaşılınca herkes onlara karşı tavır alır. Ama Tom ve Huck bu
iştende kasabada yaşayan Bayan Douglas’ı öldürmek için plan yapan
haydutları ortaya çıkararak kurtulur. Daha sonra haydut Kızılderili
Joe’yu hapse atarlar. Ve onun definesinin yerini tek bilenler olarak
Tom ve Huck defineyi yerinden çıkarır zengin bir hayat sürerler.
Kitabın Anafikri: . Çocukluk, ilk gençlik yıllarının biraz değiştirilmiş hikayesi olan “Tom Sawyer”
Amerikan edebiyatının klasik eserlerinin başlıcalarındandır. “Dış
Ülkelerde Bir Gezi”, “Mississipi Üzerinde Hayat” gibi büyük kitaplardan
başka, kısa yazılarını toplayan bir çok eseri vardır.
Kitabın Kahramanları:
Tom Sawyer: Haylaz ve yarmazda olan zeki bir çoçuktur.
Huckleberry Finn: Mahallenin en haylaz çocuğu olan Huck, Tom’dan eksik
bir yanı olmayan mahalle çocukları haricinde kimsenin sevmediği biridir.
Polly Teyze:İyi kalpli ama çok sinirli görünen ve yaşlı bir kadındır.
Joe:İçine kapanık olan Joe kendi dünyasında korsan olmak isteyen bir çoçuk.
4. Ana Düşünce: Bir çocuğun kahramanlıklarla dolu dünyası.
5. Dili: Türkçe (Çeviri)
5. Genel Yargı: Roman şimdiye kadar okuduğum en harika ve beni çok
etkileyen yazıdır. Hikaye sade ve abartılmadan ve güldürürken
düşündüren bir yapıda yazılmış ilk daktiloyla yazılan romandır. En
büyük özelliği gerçeğin kağıda dökümüdür.
Kitabın Yorumu: Mark Twain’in
sade, doğal bir anlatışı vardı. Olayları, yapmacık katmadan, olduğu
gibi anlatır. Yormadan düşündüren, güldürürken düşündüren bir
gerçekçiliği vardır. Çocukluk, ilk gençlik yıllarının biraz
değiştirilmiş hikayesi olan “Tom Sawyer”
Amerikan edebiyatının klasik eserlerinin başlıcalarındandır. “Dış
Ülkelerde Bir Gezi”, “Mississipi Üzerinde Hayat” gibi büyük kitaplardan
başka, kısa yazılarını toplayan bir çok eseri vardır.
Recaizade Mahmut Ekrem - Araba Sevdası Romanının Özeti
Kitabın Anafikri: Bu eserden dış görünüşün insanı
yanıltabileceği ve dış görünüşe fazla aldanılmaması gerektiği yargısı
çıkarılmaktadır. Bunun yanında insanın olayları kendi istediği gibi
agılamayıp gerçeği görmesinin gerektiği, o zamanlarda görülen ve
yabancı hayranlığından kaynaklanan Fransızca ile karışık bir dil
kullanma durumunun kişilerin anlaşmasında zorluklar yarattığı ve
önyargılı davranışların insanı ne derece hataya sürüklediği
anlatılmaktadır.
Kitabın Kahramanları:
BİHRUZ BEY: Şık görünmeyi seven, valide parasını yiyen tutarsız ve
savurgan bir gençtir. İnsanların dış görünümüne önem verir. Kendi
kendine gelin ve güvey olur. Olayları işine geldiği şekilde algılar.
Umursamaz ve düşüncesiz bir karaktere sahiptir. Gittiği heryerde
tanıştığı her insanla Fransızca konuşarak tiraj yapmaya çalışır.
PERİVEŞ HANIM: Bihruz Beyin zengin bir hanım sanıp, gönlünü kaptırdığı
kişidir. Gerçekte zengin değildir. Alaycı bir karaktere sahiptir.
Sarışın, yirmi yaşlarında, orta boylu ve güzel bir kızdır.
KEŞFİ BEY: Bihruz Bey’e yalan söylemiştir. Şakacı bir yapısı vardır.
MİŞEL: Bihruz Bey’in hizmetkarıdır. Her zaman kibar görünür ve Bihruz Bey gibi Fransızca ile karışık bir dil konuşur.
ANDON: Bihruz Bey’in arabacısıdır. Bihruz Bey’in sarı renkli şık
arabasını verilen emirler doğrultusunda kullanır. Bihruz Bey’den
oldukça korkar.
MÖSYÖ PİYER: Bihruz Bey’e öğretmenlik yapan, ona kitaplar getirip,
okuyan orta halli bir profesördür. Geçimini biraz da Bihruz Bey’in
yardımıyla sağlar.
KONDARAKİ: Araba tamir fabrikasının müdürüdür. Bihruz Bey’in arabasını pek beyenmiş ve göz koymuştur.
Kitabın Yorumu: Kitap yazılan ilk realist roman olmasına rağmen okuyucuyu dili yönünden zorlamaktadır. Kitapta yabancı hayranlığı, dış görünüşe önem verme, maddiyatçılık, önyargılı davranma vb. gibi toplumda o zamanlarda sık görünen sorunlar ele alınmıştır.
Peyami Safa - Fatih-Harbiye Romanının Özeti
Kitabın Anafikri: Dışarıdan güzel gibi görünen bir
yaşam tarzı, aslında içine girdiğimizde bizi o kadar da mutlu
etmeyebilir. Saadet lükste değil, birlikte olduğumuz kişilerde,
çevremizdedir.
Kitabın Kahramanları:
NERİMAN : Romanın baş kahramanıdır. Ne istediğini tam olarak bilmeyen ,Avrupai hayata özenen bir kızdır.
ŞİNASİ : Neriman’ın evleneceği insandır. Neriman’da ki değişikliklerin farkındadır ama yapısı gereği sakin bir insan olduğundan dolayı çoğu şeyi sükutla karşılar.
FAİZ BEY : Neriman’ın babasıdır. Kızındaki değişikliğe bir anlam veremez ama herşeye rağmen kızının mutluluğunu isteyen iyi bir babadır.
MACİT : Neriman’nın erkek arkadaşıdır. Neriman’ı öz değerlerinden uzaklaştırmasında önemli bir rolü vardır.
GÜLTER : Nerimanların evlerindeki emektar yadımcıdır.
FAHRİYE : Neriman’ın arkadaşı.
NEZAHAT : Şinasi’nin kız kardeşi.
FERİT : Şinasi’nin arkadaşı
Kitabın Yorumu: Fatih ve Harbiye…Birisinde batı
hayranlığı içinde, hareketli; diğerinde hayatından memnun, mütevazi bir
hayat…Ve bu iki semtin arasında kimlik mücadelesi veren genç bir kızın
öyküsü…
Kitap, doğu-batı ayrımında güzel bir noktaya değinmiş; lüks içinde bir
hayatın mutluluk getiremeyebileceğini anlatmıştır. Ancak tüm bu
kıyaslamaları yaparken biraz taraf tutulduğu da
gözlemlenebiliyor.Yazar, insan piskoloji çözümlemelerini iyi anlatmış.
Namık Kemal - İntibah Romanının Özeti
Kitabın Adı:İNTİBAH
Kitabın Yazarı: Namık KEMAL
Kitabın Yazılma Yılı:1876
Kitabın Yayınevi: Armoni Yayıncılık
Kitabın Basım Yılı: 2002
Sayfa Sayısı:140
Kitabın Konusu: İki güzel kadın, bir yakışıklı ve
zengin delikanlı, delikanlının ailesi ve çevresi ile olan olaylar
anlatılıyor. Delikanlı bu kızlardan birine aşık olur ama kız bir
fahişedir. Delikanlıyı kandırmak ve onun servetine sahip olmak için
elinden geleni yapar.
Kitabın Özeti:
Ali Bey, zengin bir ailenin tek evladı, yirmi bir yaşlarında zeki,
çalışkan ve yakışıklı bir delikanlıdır. Babası oğlunun eğitimine çok
önem vermiştir.Babası oğlunu, oğlu da babasını çok sevmektedir.Ama
babasını kaybettikten sonra hayatında büyük değişiklikler oldu.Annesi,
babasının ölümünü unutması için Ali Bey’i Çamlıca’ya gezmeye götürmeye
başlar. Ali Bey bu gezilere iyice alışır ve arkadaşları ile çamlıca’ya
eğlenmeye gider. Orada güzel bir kadın görür.Adı Mehpeyker’dir. Ali Bey
Mehpeyker’i gördükten sonra onu düşünmekten geceleri uyuyamaz, işlerini
ihmal eder.Ama Mehpeyker’in bir fahişe olduğunu bilmez.Arkadaşları
kadının bir fahişe olduğunu Ali Bey’i ikna etmeyi başarırlar.Ama kadın
okadar büyük bir etki bırakmıştı ki; Ali Bey onu bırakmak istemez.Ama
annesi de bunu öğrenmiştir. Eve bir cariye satın alır. Adı Dilaşub’tur.
Kız Mehpeyker’den daha güzeldir. Ali Bey Dilaşub’la evlenmeyi kabul
eder ve de evlenir. Mehpeyker bunu öğrenir ve Ali Bey’den intikam almak
için yemin eder. İlk önce Dilaşub’un bir fahişe oduğunu ortaya atar ve
de Ali Bey’I buna inandırır. Ali Bey Dilaşub’u evden kovar. Mehpeyker
kızı evine alır ve kızın fahişe olmasını ister. Ama kızı kandıramaz ve
kız kadının evinde kalır ama namusuyla. Mehpeyker’in intikam ateşi hala
sönmemiştir. Ali Bey’i öldürmesi için bir kiralık katil tutar. Katil ve
kadın herşeyi planlamışlardır. Ama Dilaşub herşeyi duyar.Ali Bey’i
kurtarmakiçin onun yerine geçer. Katil Ali bey zannederek Dilaşub’u
sırtından vurur. Ali Bey de polislerle gelir ve yerde Dilaşub’un
cesedini görür. Çok üzülmüştür. Ali Bey de Mehpeyker’i yakalar ve
öldürür. Hapse girdikten altı ay sonra hayata veda eder.
Kitabın Anafikri: Doğruyu öğrenmeden ve tam bir
soruşturma yapmadan hiç bir işe kalkışmayınız yoksa hayatınızla
ödeyeceğiniz hatalar yaparsınız. Ve de iş işten geçmiş olur. Şunu
unutmamalıyız; SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ.
Kitabın Kahramanları:
ALİ BEY: Zengin bir ailenin tek evladı. Yirmibir, yirmi iki yaşlarında
yakışıklı bir delikanlı. Ailesinden iyi bir eğitim görmüştür.
MEHPEYKER: Feleğin çemberinden geçen ve dünyada şehvetten başka bir şey
tanımatan ateşli bir kadındır. Alçak ve namussuz bir aileden yetişmiş;
daha ondört onbeşine gelmeden rezaletin her çeşitini öğrenmiş bir
fahişedir.
ATIF BEY: Ali beyin arkadaşıdır. Her zaman doğruyu söyleyen Ali Bey’in kendisine güvendiği birisidir.
MESUT BEY: Atıf Bey’in dayısıdır. Ali Bey’e gerçekleri anlatan kişidir.
DİLAŞUB: Saçları sırma gibi parlak sarı; alnı bembeyaz, kavisli ve
kalınca kaşı, mavi gözlü. Boyu bir kadına yakışacak kadar uzun ve har
erkeği meftun edecek derecede narindir. Mehpeyker’den daha güzeldir.
Kitabın Yorumu:: Kitabın gerçek adı, Son Pişmanlık’tır. Namık Kemal’in büyük hikaye vadisinde ilk tecrübesidir. Kitap ahlaki tez ve tenkit romanıdır. İntibah sürükleyici bir kitaptır. Kitaba başladığımda ne zaman bitiririm diye düşünüyordum. Ama arkadaşlar inanın kitabı üç-dört saat içinde bitirdim. Kitabı herkese tavsiye ediyorum.Herkes tarafından okunması gereken bir kitap.