| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

EDEBİYAT SİTESİ

EDEBİYAT SİTESİ, TÜRKİYENİN EN GENİŞ EDEBİYAT SİTESİ,ŞİİRLER DENEMELER HİKAYELER MAKALELER BİNLERCE TÜR SİZLERİ BEKLİYOR edebiyat, dil ve anlatım

Yazılar

Gerçek (Temel) Anlam

Gerçek Anlam: Bir sözcüğün temel ya da yan anlamlarından birinin kullanılmasıdır.

Temel Anlam: Sözcüğün herkesçe bilinen, akla İlk gelen, yaygın kullanılan anlamıdır. Sözlük anlamı da denir.

Terim Anlam

Terim Anlam: Bilim, sanat, ekonomi, spor gibi alanlarla ilgili kavramları anlatan sözcüklere terim denir. Gerçek anlam özelliği taşırlar.

Köprünün ayakları saalammış.

Şiirde ölçü kullanılmamış.

İSİM KÖKLERİ:

 

İSİM KÖKLERİ:
Varlıkları ve kavramları karşılayan köklere verilen addır.
♦ İsim kökleri: göz, el, balık, doğru…

U-Ü Sözlüğü (Deyim)

!-- google_ad_client = "pub-5388307515206493"; /* 250x250, oluşturulma 04.01.2009 */ google_ad_slot = "9320787743"; google_ad_width = 250; google_ad_height = 250; //--> window.google_render_ad();Ucu bucağı olmamak (bulunmamak, görünmemek): Bir yer, alan so­nu yokmuş gibi görünmek, çok geniş olmak.

Ucu (birine) dokunmak: Biri o işten zarar görmek.
Ucunda bir şey olmak: Düşünülen, uygulamaya konan bir işin açık­ça belirtilmeyen bir amacı olmak.
Ucunda ölüm yok ya : “Yapılması gereken bu iş ölümle bitmeyecek ya.” anlamında avunma (avutma) sözü.
Ucunu bırakmak (bir şeyin): Artık onunla ilgilenmemek.
Ucu ucuna : Ne fazla, ne eksik. (Kars. Kıtı kıtına.)
Ucuza çıkmak (mal olmak): Az para harcayarak elde etmek
Ucuza getirmek (mal etmek) (bir şeyi): Onu ucuz fiyatla satın al­mak.
Ucuz atlatmak (bir şeyi): Tehlikeli ya da güç bir durumdan az bir za­rarla sıyrılmak; ucuz kurtulmak.
Ucuz kurtulmak (bir şeyden): bk. Ucuz atlatmak.
Ucuz pahalı: Fiyatın düşük ya da yüksek olmasına bakmadan:
Uçan kuşa borcu (borçlu) olmak : Pekçok kimseye, yerlere borcu ol­mak.
Uçan kuştan medet ummak: Güç bir durum nedeniyle, sıkıntısının çö­zümü için olmayacak yerierden ve kişilerden yardım beklemek, her çareye başvurmak.
Uçkuruna gevşek (olmak): Cinsel ilişkiye düşkün (olmak).
Uçkuruna sağlam (olmak): Namusuna düşkün, iffetli (olmak).
Uçsuz bucaksız: -1. Sonu yokmuş duygusu verecek kadar geniş, bü­yük (alan, yer). -2. Çok fazla, pekçok.
Uç vermek: -1. Bitki filizlenmeye başlamak, ortaya çıkmak. -2. Geliş­me, büyüme başlangıcı göstermek. -3. (Çıban) Baş vermek. Ufacık tefecik: Kısa boylu, küçük yapıl), çelimsiz (kimse). Ufak çapta : -1. Aslına göre küçük olan. -2. Küçük miktarda. Ufaktan ufaktan (ufağa): Yavaş yavaş, ağır ağır. Ufak tefek: -1. Küçük boyutlu ve az önemli olan. -2. Kısa ve çelimsiz (kimse).
Ufak tefek gördün da Karamürsel sepelî mî sandın? : “Dıg görünü­şüne bakarak beceriksiz ve değersizdir deme, aldanabilirsin anla­mında uyan sözü.
Uğur getirmek (bir ş»y birine} : O şey ona iyilik, şans, bereket getir-;
mek.
Uğur(lsr) ola (olsun) : “Esenlikle git, /dun açık olsun.’ anlamında dilek sözü.
Uğurlu kademli olsun : Yeni doğan bir çocuk ya da yeni elde edilen önemli bir mal dolayısıyla söylenen iyi dilek sözü.
Uhdesinde bulunmak (olmak) (bir şey, birinin} : O şey onun sorum­luluğu altında olmak.
Uhdesinden gelmek (bir işin) : Bir işi başarmak.
Uhdesine almak (bir şeyi) : Bir işi sorumluluğu altına almak, o işin yapılacağına dair söz vermek.
Ukala dümbeleği: Bilmediği, bilgisi olmadığı halde her konuda fikir yürüten, zevzek (kimse).
Uluorta söz söylemek (konuşmak) : Bir şey hakkında gerekeni bilme­den sonunun nasıl olacağını düşünmeden konuşmak.
Uma uma döndük muma : ‘Umduğumuz şeyin olmasını beklemekten bittik, tükendik.” anlamında.
Umuda kapılmak : “Umutlanmak; ümide kapılmak.
Umudunu kesmek : Artık umutlanmamak; ümidini kesmek.
Umudunu kırmak : Bir şey ya da kimse, birinin beklentilerini sonuçsuz bırakmak; güvenini, inananı sarsmak; ümidini kırmak.
Umur görmek: -1. Önemli görevlerde bulunmuş olmak. -2. Çok dene­yimli olmak.
Umurumda değil: “İlgilenmiyor, aldırış etmiyorum.” anlamında.
Umut bağlamak: bk. Ümit bağlamak.
Umut dünyası: bk. Ümit dünyası.
Umut ışığı: Umut verici belirti; ümit ışığı.
Umut kapısı: bk. Ümit kapısı.
Umut kesmek (bir şeyden) : Onun artık olmayacağını konusunda içinde bir kanı uyanmak; ümit kesmek.
Umut vermek (birine): -1. Bir şey ya da kimse umulan şeyin olabile­ceği konusunda olumlu bir bekleyiş duygusunu uyandırmak. -2. Bir kimseye güven duygusu vermek; simit vermek.
Un ufak etmek (bir şeyi): -1. Onu ?ok ufak parçalar, kırıntılar durumu­na getirmek. -2. Onu dağıtmak, ?iarap etmek.
Un ufak ot nak: Çok ufak parçalt duruma gelmek.
Ununu elemiş, eleğini asmış : Geçmişte yapacağını yapmış, yaşı iler­lediği için artık yapacağı önemli bir işi kalmamış olan (kimse).
Usanç getirmek: Usanacak duruma gelmek.
Usanç vermek (birine): Onu usanacak duruma getirmek, usandır­mak.
Uslu durmak (oturmak): Yaramazlık etmemek.
Ustamın adı Hıdır, elimden gelen budur: bk. Babamm adı HkJit, elimden gelen budur.
Utancından yere (yerin dibine) geçmek: Çok utanmak.
Ut yeri: Vücuttan cinsel organların bulunduğu yer; mahrem yer, edep
yeri.
Uygun bulmak (bir şeyi, birini başkasına): Birinin başkasına ya da
bir şeyin başka bir şeye uygun olduğu kanısında olmak.
Uygun gelmek (düşmek) (bir şey, birine): -1. Orta yakışmak, yaraş­mak. -2. Ona uymak. -3. Elverişli olmak.
Uygun görmek: Yaraşır görmek, elverişli bulmak; onaylamak.
Uygunsuz kadın: Toplumun yasak saydığı yaşama biçimini tercih eden kadın; kötü yola düşmüş kadın.
Uyku basmak (bastırmak) (birini): Birdenbire çok uykusu gelmek
Uyku çekmek: İyice uyumak.
Uyku durak yok (uyku nedir bilmeden): Hiç dinlenme olanağı yok
(bulamadan).
Uyku gözünden akmak: Çok uykusu gelmek ve bu yüzden gözleri ka­panmak.
Uykusu açılmak (dağılmak): Biraz önceki uykulu durumu geçmek.
Uykusu başına vurmak: Zamanında uyuyamadığı ya ela iyice uyuya-madiği için çevresine ters davranmak; hırçınlaşmak, huysuzlaşmak.
Uykusu gelmek: Uyuma gereksinimi duymak.
Uykusu kaçmak: -1. Uyuması gerekirken, uykusu gelmişken, herhan­gi bir nedenle uyuyamamak. -2. Olumsuz bir durumdan dolayı kaygı­lanmak.
Uykusunu almak: Tam istediği gibi uyumuş olmak. •
Uyku tulumu: Çok uyuyan, uykucu kimse için söylenir.
Uyku tutmamak: Bir türlü uyuyamamak.
Uyku vermek (getirmek) (bir şey birine): O şey onda uyuma isteği uyandırmak, o şeyin uyutucu özelliği olmak
Uykuya varmak : -1. Uyumak. -2, Sessizlik, hareketsizlik içine girmek.
Uykuya yatmak: Uyumak İçin yatmak
Uyuz elmek (birini): Onu sinirlendirmek
Uyuz olmak (birine, bir şeye) ; -1. Ona sinirlenmek, -2. Parasız kal­mak.
Uzağı görmek: Bir şeyin nasıl gelişeceğini, sonuçlanacağını kestir­mek.
Uzaktan merhaba : Çok yakın dostluk ilişkisinin bulunmadığını belirt­mek için kullanılır.
Uzaktan uzağa : -1. Çok uzaktan. -2. Az çok ilgili.
Uzaktan yakından : -1. Hiçbir biçimde, kesinlikle. -2. Herhangi bir ba­kımdan ilgili.
Uzun boylu (uzun uzadıya) : -1. Ayrıntılara girerek, derinleştirerek, uzatarak -2. Uzun süre.
Uzun etmek: -1. Sözü uzatmak -2.. Sözünde direnmek. -3. Aşın git­mek, nazlanmak.
Uzun hikâye : Anlatılması uzun sürecek dan olay.
Uzun sözün (lafın) kısası: “Sözü fazla uzatmayalım, sonuca gelelim, kısacası, özet olarak.” anlamında.
Uzun uzadıya : bk. Uzun boylu.

—————————————————————————————-

Ücreti (ücretleri) dondurmak: Ücretlerin yükselmesini önleyici ön­lem almak
Üç aşağı beş yukarı: Belli bir sayıdan biraz eksik ya da biraz fazla, az bir farkla, yaklaşık olarak; beş aşağı beş yukarı.
Üç buçuk atmak: İstenmeyen bir durum oluşacak’ diye korku içinde kalmak, tedirgin olmak.
Üçe beşe bakmamak: Alışveriş sırasında alıcı ya da saba malın bi­raz ucuza ya da pahalıya satılıp alınmasına önem vermemek, çok pazarlık etmemek
Üç günlük ömür: Ömrün kısalığını anlatır.
Üç gün yatak, dördüncü gün toprak: Aa çekmeden, uzun süre has­ta yatmadan ölme dileği.
Üçkâğıda gelmek: Dolandırılmak, aldatılmak.
Üçkağıt açmak : Dolandırmak, aldatmak
Ümide düşmek (kapılmak): Bir şeyin gerçekleşeceğine inanmak, umut etmek, umutlanmak; umuda kapılmak.
Ümidini kesmek (ümidi sönmek) : Umudu kalmamak, artık ummaz duruma gelmek; umudunu kesmek.
Ümit (umut) bağlamak (bir şeye) (birine): -1. Onun olacağını um­mak -2. İstediği şeyin onun tarafından yapılacağını ummak
Ümit dünyası: Gerçekleşmesi güç olan şeyleri ummanın hoş görül­mesi gerektiğini anlatır; umut dünyası.
Ümit ışığı: bk. Umut ışığı.
Ümit kapısı: Umutla bağlanılan durum ya da yer; umut kapısı.
Ümit kesmek (bir şeyden) : bk. Umut kesmek.
Ümit vermek : bk. Umut vermek.
Ümüğüne sarılmak : bk. Emiğine sarılmak.
Ürküntü vermek (birşey birine) : 0 şey onun ürkmesine yol açmak, onu ürkütmek.
Üst baş : Giyimle ilgili eşyalar, giyim kuşam.
Üste çıkmak : -1. Suçlu olduğu halde kendini suçsuz göstermek -2. Kendisinin suçlu olduğunu söyleyenleri suçlamayı başarmak (Kars. Zeytinyağı gibi üste çıkmak.)
Üstesinden gelmek : Üzerine aldığı işi başarıyla tamamlamak; uhde­sinden gelmek.
üst perdeden (konuşmak) : Çok yüksek sesi ya da çevresi ndekileri âdeta küçükgorarak (konuşmak).
Uslu başı dökülmek : Giysileri çok eshi va bicimsiz, yırtık pırtık olmak
Üstü kapalı {örtülü) konuşmak: Anlatmak istediğini açık seçik söyle­meden, dtnle/erlerin anlayışına bırakmak.
Üstüme iyilik sağlık (üstünüze şifalar): -1. “Allah korusun” anlamın­da. -2. Çok şaşkınlık verici durumlar karşısında kullanılır. -3. Kötü bir durumdan söz edilirken konuşanın dinleyene söylediği esenleme sö­zü.
Üstün bulmak (görmek) (birini, bir şeyi): Onu başkalarından ya da başka şeylerden değer!! bulmak (görmek).
Üstünde (üzerinde).durmak: Bir işe ya da kimseye önem vermek, onunla yakından ve sürekli ilgilenmek.
Üstünde (üzerinde) kalmak: Bir mal artırma sonucu ya da kimse sa­hip çıkmadığı için kendisinde kalmak.
Üstünden (üzerinden) dökülmek :Giysileri üzerine uymamak, bol ve btçimsiz olmak.
Üstünden (üzerinden) (şu kadar) zaman geçmek : Aradan uzunca bir süre geçmek, artık unutuluyor olmak.
Üstüne (üzerine) ağırlık gelmek: Durulmak, ağır başlı olmak.’
Üstüne (üzerine) almak (bir şeyi) : -1. Bir işi yapmayı kabul etmek. -2. Onu ödev edinmek. -3. Olumsuz bir sözün ya da kaba bir davra­nışın kendisi İçin söylenmiş ya da yapılmış olduğunu sanarak bun­dan tedirginlik duymak.
Üstüne (üzerine) atmak (suçu birinin): Bir suçu, suçsuz olan bir kişi­nin işlediğini söylemek, suçu birine yüklemek.
Üstüne (üzerine) basmak: -1. Yerinde bir düşünce ileri sürmek, tah­minde bulunmak. -2. İyice belirtmek.
üstüne (üzerine) bir bardak (soğuk) su içmek : Başkasında bulu­nan malını, parasını almaktan artık umudunu kesmek, unutmak.
üstüne (üzerine) çekmek: -1. Kapıyı kapatmak. -2, Dikkat, şüphe
vb’nin kendisine yönelmesine yol açmak
Üstüne (üzerine) düşmek : -1. Bir çocuğu ya da kimseyi sevme ve ko­rumada aşırı davranmak -2. Bir şeyi elde etmek için çok çaba haıca-mak.
Üstüne (üzerine) geçirmek (bir şeyi) (birini): -1. Bir malın tapusunu kendi adına yazdırmak. -2. Evlat edindiği çocuğu nüfusuna yazdır­mak
Üstüne (üzerine) gelmek: Bir şeyin ya da sözün yapılması ya da ko-*” nuşulması sırasında çıkagelmek.
Üstüne (üzerine) gitmek : -1. Karışmak, uğraşmak. -2. Dövmek ama­cıyla üzerine yürümek.
Üstüne (üzerine) gül koklamamak : O kişiyi (eşini, sevgilisini) çok faz­la sevmek, bir başkasını o denli sevmemek.
Üstüne (üzerine) kalmak : Bir işi yüklenmek durumunda kalmak.
Üstüne (üzerine) koymak: Eklemek, katmak.
Üstüne (üzerine) olmamak : -1. Daha üstünü bulunmamak. -2. Hiç il­gilenmemek.
Üstüne (üzerine) oturmak (yatmak) : Aldığı borcu geri vermemek, başkasının malını kendi malı gibi saymak.
Üstüne (üzerine) ölü toprağı serpilmiş gibi: Cansız, tembel, uyuşuk, miskin kimsenin bu durumunu belirtmek için söylenir.
Üstüne (üzerine) titremek : Çok sevdiği şeyi ya da kimseyi Özenle ko­rumak, bir kötülük gelmemesi için çok uğraşmak.
Üstüne (üzerine) toz kondurmamak : özellikle sevilen kişinin ya da şeyin bir eksiği ya da kusuru olduğunu kabul etmemek
Üstüne (üzerine) tuz biber ekmek : Bir felaketin acısını arttıran davra­nışta bulunmak ya da başka bir kötü olay olmak.
Üstüne (üzerine) tüy dikmek : Kötü bir durumun üzerine daha kötüsü gelmek.
Üstüne üstüne (üzerine üzerine) gitmek: -1. Güçlüklerden yıl m ayıp onlarla uğraşmak -2. Didinmek -3. Durmadan bir şeyin ya da kimse­nin üstüne yürümek.
Üstüne (üzerine) varmak: -1. Birinin bir şey yapmasını ısrarla iste­mek. -2. Ona saldırmak. -3. {Kadın için) Evli bir kadının kocasıyla ev­lenmek.
Üstüne (üzerine) vazife olmamak :O iş kendisini uzaktan yakından il­gilendirmemek; o iş onun görevi olmamakvv.
Üstüne (üzerine) yatmak : Aldığı borcu ya da malı, eşyayı geri verme­mek.
Üstüne (üzerine) yıkmak (bir şeyi): -1. Bir suçu başkasına yükle­mek, -2. Bir işin sorumluluğunu, ağırlığını başkalarına yüklemek.
Üstüne (üzerine) yok ; “Bu kimse ya da şey en i/i niteliklerle bezen­miş, bundan daha iyisi yok, olamaz da.” anlamında.
Üstüne (üzerine) yürümek: Korkutmak, yıldırmak amacıyla saldıra­cakmış, dövecekmig gibi davranmak
Üstün gelmek (birinden, bir şey der) : Birinden ya da bil şeyden da­na başarılı d m ak, daha ileri gitmiş olmak; galip gelmek.
Üstünlük duygusu {kompleksi}: Kendini herkesten üstün ve iyi gör­me duygusu.
Üstünüze (üzerinize) afiyet (sağlık): Hastalıktan söz ederken, karşı-sındakilerin buna tutulmaması dileğiyle söylenen esenleme sözü.
Üst üste : -1. Tekrar tekrar, birbiri arkasından: -2. Birbirinin üstüne.
Üzerinde durmak : bk Üstünde durmak.
Üzerinde kalmak : bk. Üstünde kalmak.
Üzerinden atmak : bk Üstünden atmak.
Üzerinden dökülmek : bk. Üstünden dökülmek.
Üzerinden (şu kadar) zaman geçmek : bk. Üstünden (şu kadar) za­man geçmek.
Üzerine ağırlık gelmek : bk. Üstüne ağırlık gelmek.
üzerine almak : bk Üstüne almak.
Üzerine atmak : bk. Üstüne atmak.
Üzerine basmak : bk. Üstüne basmak.
Üzerine bir bardak su içmek : bk Üstüne bir bardak su içmek.
Üzerine çekmek : bk, Üstüne çekmek.
Üzerine düşmek : bk. Üstüne düşmek.
Üzerine geçirmek : bk Üstüne geçirmek.
Üzerine gelmek : bk Üstüne gelmek.
Üzerine gitmek : bk. Üstüne gitmek.
Üzerine gül koklamamak : bk Üstüne gül koklamamak.
Üzerine kalmak : bk. Üstüne kalmak.
Üzerine koymak : bk. Üstüne koymak.
Üzerine olmamak: bk Üstüne olmamak.
Üzerine oturmak: bk. Üstüne oturmak.
Üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi: bk Üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi.
Üzerine titremek: bk Üstüne titremek.
Üzerine toz kondurmamak: bk. Üstüne toz kondurmamak.
Üzerine tuz biber ekmek : bk. Üstüne tuz biber ekmek.
Üzerine tüy dikmek: bk Üstüne tüy dikmek. Üzerine varmak : bk. Üstüne varmak. Üzerine vazife olmamak : bk Üstüne vazife olmamak. Üzerine yatmak: bk Üstüne yatmak. Üzerine yıkmak: bk Üstüne yıkmak.
Üzerine yok: bk Üstüne yok. Üzerine yürümek: bk Üstüne yürümek. Üzerinize afiyet: bk Üstünüze afiyet.
Üzümün çöpü var, armudun sapı var demek : Her şeyde bir eksiklik bulmak, bir şeyi güç beğenir olmak.

SERGÜZEŞT-SAMİ PAŞAZADE SEZAİ kitap özeti


SERGÜZEŞT-SAMİ PAŞAZADE SEZAİ

Kitabın Adı:SERGÜZEŞT-
Kitabın Yazarı: SAMİ PAŞAZADE SEZAİ
Kitabın Yazılma Yılı:1984
Kitabın Yayınevi: BAŞBAKANLIK BASIMEVİ ANKARA
Kitabın Basım Yılı:
Sayfa Sayısı:112
Kitabın Konusu: Evinden ayrılan küçük bir kızın başından gecen olaylar dramatize edilerek anlatılmıştır. Kızın başından gecenler oldukça acıklıdır. Uzun bir süre kölelik hayatı yaşamıştır.

Kitabın Özeti:
Evinden ayrılıp bir gemi ile yurdundan uzaklaşan küçük kız, onun gibi başka bir esir kız ile birlikte neresi olduğunu bilmediği bir yere getirilmiştir. Bu kızı bundan sonra birçok sürprizler beklemektedir.
İlk olarak kız (henüz bir ismi yoktur), yaşlı fakat zengin bir kadını yanına ona hizmet etmesi amacıyla satılmıştır. Küçük kız burada tam bir esaret hayatı yaşamaktadır. Sürekli olarak buradan nasıl kurtulabileceğinin planlarını yapmaktadır. Bu evin hanımının yanı sıra hanıma hizmet etmekte olan başka bir kadın da kıza baskı yapmaktadır. Bu durum kızı yıpratmakta, zaten bir umudu olmayan yaşamdan onu iyice somutlamaktadır. Bir gün kız bu evden kaçmayı iyece kafasına taktığı bir anda bir gece yarısı evden kaçar. Çevreyi pek tanımadığı için saatlerce yürür fakat bir yerede yorgun bir şekilde yere yığılmaktan başka çaresi yoktur. Yerde kaldığı bölgede bir evin bahçe kapısının önüdür.
Sabah olunca evin hizmetlilerinden biri kızı farkeder ve onu içeri almak için yaşlı ev sahibine danışır. Oda bunu çok olumlu bir şekilde karşılar ve hemen yardım etmek niyetiyle onu yanına alır. İlk olarak karnı doyurulur, güzel bir uyku çektirirlir. Daha sonra kız kendine gelince ona neler olup bittiği sorulur. Oda analatır evin hanımı kızın yaşadıklarını duyunca çok üzülür ve ona yardım edeceğini söyler, kızdabuna çok sevinir. Evin hanımı ona sahibinden izin alacağını ve artık kendi yanında kalacağını söyler. Bunun için hanımı kızın kaçtığı eve gider. Ve onu yanına almak istediğini söyler. Fakat kadın bunu onur meselesi yaparak kabul etmez. Bundan sonra kızda eski evine geridöner. Bu olay kızı çok etkilemiştir. Çünkü daha önce kaçtığı eve tekrar dönmüştür. Gider gitmez yine hiç hoş olmayan durumlarla karşılaşmıştır.
Günler böyle geçip giderken birgün Mustafa bey evin sahibi birkaç yıl önce işlediği bir hatadan dolayı bir çok borcu olmuştu ve bu borçları ödemek için karısıyla tartışırdı. Birgün karısıyla beraber kızın satılmasına kara veridler.
Kızın adı kaçtığı evde hanımın onu çok güzel bulması üzerine ‘dilber’ olarak koyulmuştu. Bundan sonrada ona ‘dilber’ olarak seslenilmeye başlandı. Dilber kendisi hakkında satılması kararının alınmasından sonra bir esirciye satıldı. Ve Dilber’in bütün hayatı bu yönde değişti. Dilber bundan sonra belli bir süre esir hayatı yaşamıştır. Bu süre içinde bir çok kendisi gibi esir hayatı yaşamış olan kız arkadaşları olmuştur. Onların hayatlarını dinledikçe aslında kendi hayatının okadarda kötü olmadığının farkına varmıştır. Daha nice insanların kendisi gibi cefa çektiğini anlamıştır. Buradaki bir çok kızın çeşitli meziyetleri vardır. Bir tanesi çok iyi bir şekilde ud çalmaktadır bu yüzden çoğu yerden çağrılmaktadır. Dilber’de onun gibi ud çalabilmeyi çok istemektedir.
Dilber’e bir gün bir talip çıkmıştır, ve Dilber’de o eve gitmek zorunda kalmıştır zaten onun böyle bir şeyi isteyip istemediği pek önemli değildir, önemli olan bir kaç kişinin işinin görülmesidir.
Dilber’in gittiği bu evde ona bir esir gibi değil, bir insan gibi yaklaşılması onu çok etkilemiştir. Evde bir hanımefendi, onun kocası ve onların tek oğlu olan Celal bey bulunmaktadır. Celal bey aynı zamanda bir ressamdır. Yaptığı porrelerle ün kazanmıştır. Dilber’i evde görünce o da çok şaşırmıştır. Çünkü Dilber’i Cleopatra’ya benzetmişti. Celal bey yalnız yaşadığı için kız arkadaşı ya da sevgilisi yoktur. faKat Dilber’I gördüğü andan itibaren içinde bir kıvılcım oluşmuştur. İlk zamanlarda Dilber’de buna bir karşılık doğmamış fakaat günler geçtikçe Dilber’de onaa karşı ilgi duymaya başlayacaktır. Celalbey Dilber’I boş bulduğu zamanlarda odasına çağırıp onun resimlerini yapmaya başlamıştır. Kimi zaman nü resimlerinide çalışır. Dilber’in bebeksi vücudunu gördüğü zamanlarda daha önce hç yaşamadığı duyguları tadıyordu. Ona her baktığında onun daha değişik bir güzelliğini yakalıyordu. Günler geçtikçe Dilber zamanının büyük bir kısmını Celal beyin yanında geçirmeye başlar. Böylelikle Celal beyin Dilber’e olan aaşkı da diğer ev halkı tarafından da öğrenilir. Bu arada Celal bey açıkça aşkını Dilber’e de belli etmeye başlar. Dilber bu olaya ilk önceleri çok şaşırır. Çünkü böyle bir şeye asla imkan vermez. Bunun nedeni de onun esir kız olmasıdır. Daha ssonraları Dilber de Celaal beye karşılık vermeye başlar. Günler geçtikçe onlar aşklarını bariz bir şekilde yaşarlar. Evin baahçesinde yıldızları seyrederler, beraber gezerler. Fakat bu durum Celal beyin annesini olddukça rahatsız eder ve buna akarşı bir önlem almak ister. Bu beraberliği bitirmek için Dilberi Celal beyin evde olmadığı bir zamanda bir esirciye satar. Tabii Dilber’in yapacak birşeyi yoktur. Celal bey daha sonra eve döner ve ilk olarak Dilber’in nerede olduğunu sorar önce bunu öğrenemesede daha sonra öğrenir fakat onu bütün aramalrına rağmen bulamaz. Bundan sonraki bütün hayatı boyunca oda Dilber’de mutlu olamaz.
Bundan sonra ikiside hiç mutlu olmadığı gibi bu olay biçare dilberi intihara kadar sürükler bu yaptıklarına Celal bey’in aileside çok pişman olur ama yapabilecek bir şey yoktur.

Kitabın Anafikri: Kitabın ana fikri evinden ayrılan bir insanın başına her zaman hertürlü kötülüğün gelebileceği bunlardan kurtulma yolununda sadece kendi elinde olduğu kimseden yardım alamayacağı tek başına kalacağı.
Kitabın Kahramanları:

Kitabın Yorumu: Kitap çok ağır bir dille yazılma mıştır fakat ara ara anlaşılamayan sözcüklere rastlanabilir yinede kitap bize kölelik hayatından bahsettiği ve bilgilendirdiği için oldukça önemli bir kaynak niteliğindedir ve yararlanabilecek seviyededir. Bence kitap herkes tarafından beğeniyle okunabilir. Oldukça sürükleyicidir.

Konu İle Alakalı Başlıklar: kitap özet, kitap özeti, kitap özetleri, roman özet, roman özeti, roman özetleri, SAMİ PAŞAZADE SEZAİ, SERGÜZEŞT

YAPRAK DÖKÜMÜ-REŞAT NURİ GÜNTEKİN


Yaprak Dökümü - Reşat Nuri GÜNTEKİN

Kitabın Adı:Yaprak Dökümü
Kitabın Yazarı:Reşat Nuri GÜNTEKİN
Kitabın Yazılma Yılı: 2006
Kitabın Yayınevi: İnkılap Yayınları
Kitabın Basım Yılı: Ocak 1995
Sayfa Sayısı:141 sayfa
Kitabın Konusu: Gelenek göreneklerine bağlı, özellikle ahlaki konularda çok titiz olan Ali Rıza Bey ile batılılaşma hareketine karışarak daha zengin bir hayat yaşamak isteyen çocukları arasındaki çatışma işlenmiştir.


Kitabın Özeti:
Ali Rıza Bey, hayatını memuriyetle devam ettiren, namusuna ve ahlaka son derece düşkün beş çocuklu bir ailenin babasıdır. Trabzon’da çalıştığı bir iş yerinden ayrıldıktan sonra İstanbul’a gelip Bağlarbaşı’ndaki babadan kalma eve yerleştiler. Bir süre işsiz gezdikten sonra, Muzaffer adındaki eski öğrencisinin ona sağladığı imkanla işe girer.Her şey kızları Leyla ve Necla’nın arkadaşları olan Leman’ın Ali Rıza Bey’den iş istemesiyle başlar. Ali Rıza Bey Leman’a çalıştığı yerde bir iş bulmuştur; fakat Leman bir süre sonra patronu Muzaffer Bey’le bir ilişki yaşar ve hamile kalır. Ali Rıza Bey bunu duyunca kendini suçlar ve Muzaffer Bey’den Leman ile evlenip onun namusunu temizlemesini ister.Patronu bunu kabul etmeyince Ali Rıza Bey bu olayı gururuna yediremeyip işten ayrılır. Daha sonra oğlu Şevket’in bir iş bulduğunu öğrenince bir parça sevinmiştir. Fakat bir süre sona Ali Rıza Bey’in karısı Hayriye Hanım ve kızları Necla ile Leyla artık eve para getirmediği için ona saygı duymuyorlar ve onu aşağılıyorlardır. Bir gün, Şevket işyerinde evli bir kadınla ilişkiye girdiğini ve o kadınla evlenmek istediğini söyler. İlk başta Ali Rıza Bey bu olaya itiraz etse de daha sonra Şevket’in Ferhunde ismindeki kadını ne kadar çok sevdiğini görmüştür. Fakat, gelin Ferhunde eğlenceye ve modern hayata alışkın biridir ve evde gece toplantıları yapılmaya başlanır. Evin ortanca kızları olan Necla ve Leyla’nın eğlenceye ve lükse olan düşkünlükleri artar.Böylelikle Ferhunde’nin evdeki hakimiyeti iyice artar. Evin en büyük kızı olan Fikret bu olanlara daha fazla dayanamayacağını anlar ve Adapazarı’nda yaşayan bir adamla adamın çocuklarına bakma koşuluyla evlenmeye karar vermiştir. Fikret’in evden gidişiyle daldaki yapraklardan biri kopar. Şevket’in kazandığı para ve Ali Rıza Bey’in emekli maaşı evde yapılan eğlencelere harcanmaktadır. En sonunda elde hiçbir şey kalmaz. Şevket çareyi çalıştığı bankadan zimmetine para geçirmekte bulur. Aldığı parayı yerine koyamayınca hapse girer. Böylelikle dalın ikinci yaprağı da kopar. Ferhunde bu hayat daha fazla dayanamayacağını söyleyerek evi terk eder. Bunun sonucunda üçüncü yaprak da kopmuş olur. Daha sonra Necla da kendini zengin gösteren bir Suriyeli adam ile evlenir. Fakat mutlu değildir ve babasından yardım istemek için mektup yollar. Ali Rıza Bey ise onun bu isteğini reddeder ve yaşamına devam etmesini söyler. Böylece dalın dördüncü yaprağı da kopar. Leyla zengin bir avukatın metresi olur ve Ali rıza Bey bunu bir arkadaşından öğrenir. Namusuna düşkün olan Ali Rıza Bey Leyla’yı evden kovar . Leyla avukatın Taksim’de tuttuğu eve yerleşir. Böylece dalın son yaprağı da kopmuş olur. Nihayetinde Ali Rıza Bey Leyla’nın eve gelmesini kabul eder ama kendisi evden ayrılacaktır. Adapazarı’nda olan kızı Fikret’in yanına gider ve Fikret’in orada mutsuz olduğunu görür. Kocası ve üvey çocuklarıyla arası iyi değildir. Bunu gören Ali Rıza Bey İstanbul’a geri döner ama birkaç gün eve gitmez. Daha sonra hasta olur ve eski bir arkadaşı sayesinde hastaneye kaldırılır. Bir gün Hayriye Hanım ve kızı Leyla hastaneye gidip onu alırlar ve Taksim’deki eve giderek yaşamlarına orada devam ederler.
Kitaptaki şahısların değerlendirilmesi
Ali Rıza Bey:Eski Türk terbiyesi ile yetişmiş, özellikle ahlaki konularda titiz, erdemli, çok bilgili(Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca biliyor) ve çalışkan birisidir.

Hayriye Hanım:Ali Rıza Bey’in karısıdır.İlk başta kocasına sadık fakat değişen hayat koşulları nedeniyle asileşen, saf ve cahil bir kadındır.

Fikret:Ali Rıza Bey’in en büyük kızıdır.babası gibi terbiyeye önem veren birsidir.Kardeşlerin değişen yaşamlarına ayak uyduramayınca Adapazarılı biriyle evlenmiştir.

Leyla ve Necla:Ali Rıza Bey’in ortanca kızlarıdır.Lükse ve eğlenceye düşkündürler. Hep zengin birer koca arayışı içindeler.Babalarını umursamaz hale gelmişlerdir.

Şevket:Ali Rıza Bey’in tek oğludur.Ali Rıza Bey’in terbiyesine ve ahlakına en çok emek harcadığı çocuğudur.Bir süre ailenin bütün yükü onun omuzlarına binmiştir. Çalıştığı yerden para çalmak suçundan hapse atılmıştır.

Ferhunde:Zenginliğe, lükse ve eğlenceye düşkün, kötü huylu bir kadındır.

Ayşe:Ali Rıza Bey’in en küçük kızıdır.Yaşı küçük olduğundan dolayı olaylar içerisinde pek fazla bulunmamaktadır.

Kitabın Anafikri:Kitapta insanların çeşitli çıkarlar düşünerek birbirlerine saygı duyması ve bu çıkarları elde ettikten sonra ise birbirlerine olan kinlerini anlatmaktadır.Kitapta da görüldüğü gibi ufacık bir zevk için telafisi olmayan hatalar meydana gelmiştir.Ne olursa olsun aile en kötü durumda bile birlik ve beraberlik içerisinde olmalıdır.

Kitabın Yorumu:Bence bu kitap Türk Roman tarihinde sıkça rastlanan doğu batı kapışmasını açık bir şekilde aile içinde göstermiştir.Bu çatışmaların en sağlam yuva olan aileyi bile yıktığı gözler önüne serilmiştir.

Konu İle Alakalı Başlıklar: çocuk kitapları.bebek kitapları, Hikaye Kitaplarının Özetleri, hikaye oku, hikaye özetleri, hikayeler, kitap özet, kitap özeti, kitap özetleri, masal özetleri, masallar, öykü oku, reşat nuri güntekin, reşat nuri güntekin kitap özeti, resimli kitaplar, roman oku, roman özetleri, romanlar, yaprak dökümü, Yaprak Dökümü dizisi, Yaprak Dökümü kitabı, Yaprak Dökümü kitap özeti

Tom Sawyer - Mark Twain


Tom Sawyer - Mark Twain

Kitabın Adı:Tom Sawyer
Kitabın Yazarı: Mark Twain
Kitabın Yazılma Yılı:1983
Kitabın Yayınevi: Parıltı Yayıncılık, 2001
Kitabın Basım Yılı:
Sayfa Sayısı:125sf. 2.5TL
Kitabın Konusu: Hikayede Tom‘un cezadan kurtulmak için herkesi şaşkına çevirecek zeka oyunlarını ve sonunda bunlardan nasıl kurtulduğunu yazıyor.

Kitabın Özeti:
Hikayede Tom‘un cezadan kurtulmak için herkesi şaşkına çevirecek zeka oyunlarını ve sonunda bunlardan nasıl kurtulduğunu yazıyor. Tom hikayede kendi dünyasında (nehirlerin, ormanların, mağaraların ve adaların dünyasında) bir kahraman gibi yaşar.
Tom, Missouri’ye bağlı St. Petersburg köyündeki “haşarı” çocuklardan biridir. Pervasız, tembel, çıldırtıcı ölçüde meraklı olan bir okul çocuğu ve teyzesi Polly Teyze için tam bir baş belasıdır. Bir gün Tom, Huck, Joe herkesten gizli bir plan yapar ve adaya kaçar. Herkes onları öldü sanıp cenaze töreni yapar ama törende ortaya çıkınıca herkes oyun olduğu anlaşılınca herkes onlara karşı tavır alır. Ama Tom ve Huck bu iştende kasabada yaşayan Bayan Douglas’ı öldürmek için plan yapan haydutları ortaya çıkararak kurtulur. Daha sonra haydut Kızılderili Joe’yu hapse atarlar. Ve onun definesinin yerini tek bilenler olarak Tom ve Huck defineyi yerinden çıkarır zengin bir hayat sürerler.

Kitabın Anafikri: . Çocukluk, ilk gençlik yıllarının biraz değiştirilmiş hikayesi olan “Tom Sawyer” Amerikan edebiyatının klasik eserlerinin başlıcalarındandır. “Dış Ülkelerde Bir Gezi”, “Mississipi Üzerinde Hayat” gibi büyük kitaplardan başka, kısa yazılarını toplayan bir çok eseri vardır.
Kitabın Kahramanları:
Tom Sawyer: Haylaz ve yarmazda olan zeki bir çoçuktur.
Huckleberry Finn: Mahallenin en haylaz çocuğu olan Huck, Tom’dan eksik bir yanı olmayan mahalle çocukları haricinde kimsenin sevmediği biridir.
Polly Teyze:İyi kalpli ama çok sinirli görünen ve yaşlı bir kadındır.
Joe:İçine kapanık olan Joe kendi dünyasında korsan olmak isteyen bir çoçuk.
4. Ana Düşünce: Bir çocuğun kahramanlıklarla dolu dünyası.
5. Dili: Türkçe (Çeviri)
5. Genel Yargı: Roman şimdiye kadar okuduğum en harika ve beni çok etkileyen yazıdır. Hikaye sade ve abartılmadan ve güldürürken düşündüren bir yapıda yazılmış ilk daktiloyla yazılan romandır. En büyük özelliği gerçeğin kağıda dökümüdür.
Kitabın Yorumu: Mark Twain’in sade, doğal bir anlatışı vardı. Olayları, yapmacık katmadan, olduğu gibi anlatır. Yormadan düşündüren, güldürürken düşündüren bir gerçekçiliği vardır. Çocukluk, ilk gençlik yıllarının biraz değiştirilmiş hikayesi olan “Tom Sawyer” Amerikan edebiyatının klasik eserlerinin başlıcalarındandır. “Dış Ülkelerde Bir Gezi”, “Mississipi Üzerinde Hayat” gibi büyük kitaplardan başka, kısa yazılarını toplayan bir çok eseri vardır.

Konu İle Alakalı Başlıklar: hikaye özet, hikaye özetleri, kitap özet, kitap özeti, kitap özetleri, Mark Twain, roman özet, roman özetleri, Tom Sawyer

Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem


Recaizade Mahmut Ekrem - Araba Sevdası Romanının Özeti


Kitabın Adı:ARABA SEVDASI
Kitabın Yazarı: Recaizade Mahmut EKREM
Kitabın Yazılma Yılı:1923
Kitabın Yayınevi: Antik Yayınları
Kitabın Basım Yılı: 2008
Sayfa Sayısı:240
Kitabın Konusu: Bir görüşte aşık olan Fransız hayranı savurgan bir şahsın, kendi kendine gelin-güvey olarak yaşadıklarını anlatmaktadır.

Kitabın Özeti:
Bihruz Bey zamanındaki İstanbul’da yaşayan, pek şık giyinmesini seven ve validesinin yardımıyla geçinen, kibirli ve kendini dekolte gören, genç bir beydir. Her yıl olduğu gibi, baharın gelmesiyle Bihruz Bey’in de içi hoş olur ve sık sık gezintilere çıkar. Bir gün gelir ve lando diye tabir edilen ve bir o kadar da şık olan sarı renkli at arabasına biner. Arabasından indiğinde güzel bir lando daha gelir ve içerisinden iki hanım iner. Biri Periveş adında güzel, yirmi yaşlarında, sarışın bir hanım ve diğeride Bihruz Bey’in sarışın hanımın hizmetkarı sandığı yaşlıca bir kadındır. Bihruz Bey, blond diye tabir ettiği sarışın hanıma gönlünü kaptırır. Bu hanımların arakalarından yürür ve hanımların bu yere bir sonraki Cuma geleceklerini öğrense de gelecekleri saati öğrenmek nasip olmaz. Bir anda Keyfi Bey’in çıkması ile Periveş hanım hızlıca kaçar ve Bihruz Bey her ne kadar takip etmeye çalışsa da izini kaybeder. O günden sonra bu sarışın güzel, Bihruz Bey’in aklından hiç çıkmaz.
Bihruz Bey sarışın hanım için bir mektup ve alıntı bir şiir yazıp, gönderir. Fakat daha sonra şiirde anlamını bilmediği bir sözcüğün, ona değil de sarışın yerine esmere hitap ettiğini öğrenince kahrolur. Bu sırada borçlarının kabarması üzerine paraya ihtiyaç duymaktatır. Bu yüzden köşkü satmayı düşünse de validesi buna izin vermemektedir. Keyfi Bey ile konuşurken Keyfi Bey’in yalandan söylediği sarışın güzelin (blondun) öldüğü haberini alır. Bunun üzerine Bihruz Bey sanki çok büyük bir aşk yaşamışlar gibi kendini kahreder, günlerce ağlar.
Daha yeni kendine geldiği anda dışarı gezintiye çıkmıştır. Üsküdar vapuruna yaklaşır fakat onu kaçırır. Vapur henüz iskeleden ayrıldığı anda Periveş hanımın vapurda oturduğunu görür. Bir anda büyük bir heyecana kapılır ve sevinçten gözleri ışıldar. Keyfi Bey’in yalanını suratına çarpmak hevesiyle Keyfi Bey’in yanına gider fakat Keyfi Bey ikinci bir yalanla o gördüğü kişinin Periveş hanım olmadığını ve ona çok benzeyen bir çalışanı olduğunu söyler. Bunu üzerine Bihruz Bey tekrar yıkılır. Bu esnada alıcaklılar Bihruz Bey’i sıkıştırmaktadır.
Bihruz Bey’in arabacısı olan Andon bir gün Bihruz Bey’in emri üzerine onu bekler ve Bihruz Bey’in geri dönmemesi üzerine köşke doğru yola koyulur. Bu esnada arabayı çizdirerek ufak bir kaza yapar. Bundan Bihruz Bey’in haberi olmadan kurtulmak amacıyla arabayı tamir fabrikasına götürür. Fabrikasında Bihruz Bey’in arabasını gören Kondaraki, onca uyarılara rağmen Bihruz Bey’in borcunu ödememesi üzerine arabaya ve hayvanlara el koyar. Bunun üzerine Andon çaresiz köşke gider ve olanları Bihruz Bey’e anlatınca işten kovulur. Kondaraki daha sonra Bihruz Bey’e nisbet olurcasına Andon’u işe alır.
Bihruz Bey validesinin isteği üzerine İstanbul’dan ayrılmayı düşünürken bir yıl daha burda geçirmeye karar verir. Bu esnada Müsyü Piyer ara sıra gelmekte ve beraber çalışmaktadırlar. Bir gün Bihruz Bey çarşıda gezerken o sarışını tekrar görür ve blondunun çalışanı olarak sandığından aşık olduğu sarışın kadının mezarını öğrenmek maksadıyla hanımın peşine koyulur. Ara bir sokaktan geçerken nazik bir şekilde durumu izah eder. Sonra da aşık olduğu o sarışın hanımın aslında o çalışan kadın olduğunu ve o gün geldikleri güzel arabayı kiraladıklarını diyer bir tabir ile zengin olmadıklarını öğrenir. Bunun üzerine yalan aşkından dolayı Bihruz Bey bir daha yıkılır. Sarışın hanım da alay ederek yoluna devam eder.

Kitabın Anafikri: Bu eserden dış görünüşün insanı yanıltabileceği ve dış görünüşe fazla aldanılmaması gerektiği yargısı çıkarılmaktadır. Bunun yanında insanın olayları kendi istediği gibi agılamayıp gerçeği görmesinin gerektiği, o zamanlarda görülen ve yabancı hayranlığından kaynaklanan Fransızca ile karışık bir dil kullanma durumunun kişilerin anlaşmasında zorluklar yarattığı ve önyargılı davranışların insanı ne derece hataya sürüklediği anlatılmaktadır.
Kitabın Kahramanları:
BİHRUZ BEY: Şık görünmeyi seven, valide parasını yiyen tutarsız ve savurgan bir gençtir. İnsanların dış görünümüne önem verir. Kendi kendine gelin ve güvey olur. Olayları işine geldiği şekilde algılar. Umursamaz ve düşüncesiz bir karaktere sahiptir. Gittiği heryerde tanıştığı her insanla Fransızca konuşarak tiraj yapmaya çalışır.
PERİVEŞ HANIM: Bihruz Beyin zengin bir hanım sanıp, gönlünü kaptırdığı kişidir. Gerçekte zengin değildir. Alaycı bir karaktere sahiptir. Sarışın, yirmi yaşlarında, orta boylu ve güzel bir kızdır.
KEŞFİ BEY: Bihruz Bey’e yalan söylemiştir. Şakacı bir yapısı vardır.
MİŞEL: Bihruz Bey’in hizmetkarıdır. Her zaman kibar görünür ve Bihruz Bey gibi Fransızca ile karışık bir dil konuşur.
ANDON: Bihruz Bey’in arabacısıdır. Bihruz Bey’in sarı renkli şık arabasını verilen emirler doğrultusunda kullanır. Bihruz Bey’den oldukça korkar.
MÖSYÖ PİYER: Bihruz Bey’e öğretmenlik yapan, ona kitaplar getirip, okuyan orta halli bir profesördür. Geçimini biraz da Bihruz Bey’in yardımıyla sağlar.
KONDARAKİ: Araba tamir fabrikasının müdürüdür. Bihruz Bey’in arabasını pek beyenmiş ve göz koymuştur.

Kitabın Yorumu: Kitap yazılan ilk realist roman olmasına rağmen okuyucuyu dili yönünden zorlamaktadır. Kitapta yabancı hayranlığı, dış görünüşe önem verme, maddiyatçılık, önyargılı davranma vb. gibi toplumda o zamanlarda sık görünen sorunlar ele alınmıştır.

Konu İle Alakalı Başlıklar: araba sevdası, araba sevdası geniş özeti, araba sevdası romanının konusu, araba sevdası romanının tahlili, ilk realist roman, recaizade mahmut ekrem

Fatih-Harbiye - Peyami Safa


Peyami Safa - Fatih-Harbiye Romanının Özeti


Kitabın Adı:FATİH-HARBİYE
Kitabın Yazarı: Peyami SAFA
Kitabın Yazılma Yılı:1931
Kitabın Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Kitabın Basım Yılı: 2000
Sayfa Sayısı:128
Kitabın Konusu: Peyami Safa, bu kitapta bir genç kızın hayatı üzerinden o dönemdeki Osmanlı kültüründeki Doğu Batı çatışmasını ve Batı kültürünün standart kültüre nasıl monte edilmeye çalışıldığını göstermektedir.

Kitabın Özeti:
Neriman on beş yaşında iken, annesinin ölümü üzerine, babası Faiz bey ve hizmetçileri Gülter’le birlikte Fatih’e taşınırlar. Neriman’ın lise arkadaşı Nezahet’in abisi Şinasi keman çalmaktadır ve ve bunu duyan Faiz bey onu eve davet etmeye başlar. Kendisi ney çalan Faiz bey, saz çalan kızı Neriman, Şinasi ve eve gelen diğer dostlarıyla, Türk aile geleneği olarak musiki çalıp şarkılar söyler, eğlenirlerdi. Bu gelip gitmeler esnasında Neriman ile Şinasi arasında bir yakınlaşma başlar ve Faiz bey de buna karşı çıkmaz.
Böylelikle başlayan ilişkileri yedi yıldır devam etmekte ve artık Faiz bey dahil bütün mahalle Şinasi’yi evin erkeği olarak görmekte, evleneceklerine kesin gözle bakmaktadır. Zaten daha önceden evlilik konusunda kesin karar kılmışlar, fakat Neriman zayıf olduğu için, doktro tavsiyesi ile bir süre daha beklemeyi uygun görmüşlerdir.
Çocukluğundan beri batı medeniyetine imrenen Neriman, son altı ay içinde Darülelhan’da tanıştığı, Harbiye’de yaşayan ve Şinasi’ye göre daha kibar ve garplı bir havası olan Macit beyden hoşlanmaya başlamıştır. Macit beyin bir gün kendisini Maksim salonuna davet etmesi üzerine Şinasi’yi başından savarak Harbiye’ye gider. Şinasi ise onu takip etmiş ve tek başına tranvaya bindiğini görmüştür. O gece eve geç gelen Neriman, babasına, en iyi arkadaşı olan Fahriyelerde olduğunu söyler.
Ertesi gün Şinasi Neriman’ın Macit’le olduğunu duyar ve Neriman açıklama yapmak zorunda kalır. Macit’in gelip kendisine yalvardığını söyler. Şinasi yapısı gereği yine sessiz kalır ve kendisinin tramvaya binerken yalnız olduğunu söylemez; ancak o günden sonra Neriman’ı aramaz olur, aralarında bir soğukluk başlar. Neriman Macit’le bu sırada yakınlaşır, ancak Şinasi kendisini tersledikçe maziyi hatırlar ve Şinasi için üzülmeye başlar.
Macit, Neriman’ı Perapalas’taki bir baloya davet eder. Maksim’den çok hoşanan ve hep böyle lüks ve medeni bir hayat düşleyen Neriman,bu bolaya gitmeyi de çok ister. Balo için geriye kalan dokuz günü saymaya başlar, fakat kendi istekleri yüzünden birçok borca giren, hatta Fatih’teki evi rehine koyan babasından tekrar bir tuvalet yaptırması için para istemesi çok zor olacaktır.
Neriman iki seçenek arasında kalmıştı. Birincisi Fatih, şark ve en önemlisi Şinasi; ikincisi ise Harbiye, garp ve Macit. Garp hayatı görünüşte güzeldi fakat Şinasi’yi bırakamazdı. Kendisi de dahil etrafındaki herkes şark kültürüyle yetişmişti. Şarklıları kediye benzetiyordu. Hep uyurlar, hiç çalışmazlar; garplılar ise köpek gibiydi. Hiç uyumaz, sürekli çalışırlardı.
Ertesi gün Şinasi ile yeniden barışmak ümidiyle Darülelhan’a gider. Fakat Şinasi’nin kendisine söylediği kırıcı bir söz üzerine arada bir geçirdiği sinir krizi nöbetlerinden birini daha geçirir ve bayılır. Şinasi onu önce eczaneye sonra da eve götürür. Evde, aralarının iyice açıldığını hisseden Faiz bey, Şinasi’ye acele etmeleri gerektiğini, yoksa daha kötü şeylerin olabileceğini söyler. Sabah meseleyi kızına da açar. Neriman toparlanmak için birkaç ay izin ister. Ayrıca babasına balo konusunu da sorar ve Faizbey, Şinasi ile gideceği sürece izin vereceğini ve yeni bir tuvalet yaptırması için de parayı bulacağını söyler.
Neriman o gün yine Şinasi’nin yanına gider. Şinasi, akşam Feritlere gideceğini, oraya gelmesini söyler. Şinasi ayrıldıktan sonra Neriman tuvalet için kumaşlara bakmaya, oradan da dayısının kızlarının yanına gider. Kızlar Neriman’a Rus komşularının başından geçenleri anlatırlar. Komşularının genç ve güzel bir kızı varmış ve bu kız Rus bir gitariste aşıkmış, ancak genç fakir olduğu için kızı balolara ve partilere götüremiyormuş. Kız da zengin bir Rum’a kaçmış. Sonradan güzelliklerin parada olmadığını, lüks hayatın saadet getirmediğini anlamış ve Rus gitariste geri dönüp kendisini affetmesi için yalvarmış. Oğlan kızı affetmeyince kız da intihar etmiş.
Neriman bu hikayenin kendisininkine çok benzediğini fark eder. Oradan çıkıp eve dönerken tramvayda Macit’e rastlar. Onun her zamankinden daha sahte olduğunu ve yapmacık davrandığını düşünmeye başlar.
Eve döndüğünde Gülter’den başkası yoktur. Gülter ona, bugün Faiz beyin senetçileri gezdiğini ve para bulamadığını, eve geldiğinde çok perişan bir durumda olduğunu, ellerinin titrediğini anlatır. Neriman da çok üzülür ve balodan vazgeçtiğini söyler. Sonra Feritlere giderler. Orada sanki planlanmış birşey gibi herkes Neriman’ın üzerine gider ve şark hayatının güzelliklerinden bahseder. Neriman yine sinir krizi geçirir. Kendine geldikten sonra babasına zaten baloyo gitmekten vazgeçtiğini söyler. Sonra evdekilere ut ister ve bir saat saz yaparlar.
Eve dönerken babasına artık tuvalet alması için para gerekmediğini ve Şinasi’yle bir an önce evlenmek istediğini söyler.

Kitabın Anafikri: Dışarıdan güzel gibi görünen bir yaşam tarzı, aslında içine girdiğimizde bizi o kadar da mutlu etmeyebilir. Saadet lükste değil, birlikte olduğumuz kişilerde, çevremizdedir.
Kitabın Kahramanları:
NERİMAN : Romanın baş kahramanıdır. Ne istediğini tam olarak bilmeyen ,Avrupai hayata özenen bir kızdır.

ŞİNASİ : Neriman’ın evleneceği insandır. Neriman’da ki değişikliklerin farkındadır ama yapısı gereği sakin bir insan olduğundan dolayı çoğu şeyi sükutla karşılar.

FAİZ BEY : Neriman’ın babasıdır. Kızındaki değişikliğe bir anlam veremez ama herşeye rağmen kızının mutluluğunu isteyen iyi bir babadır.

MACİT : Neriman’nın erkek arkadaşıdır. Neriman’ı öz değerlerinden uzaklaştırmasında önemli bir rolü vardır.

GÜLTER : Nerimanların evlerindeki emektar yadımcıdır.

FAHRİYE : Neriman’ın arkadaşı.

NEZAHAT : Şinasi’nin kız kardeşi.

FERİT : Şinasi’nin arkadaşı
Kitabın Yorumu: Fatih ve Harbiye…Birisinde batı hayranlığı içinde, hareketli; diğerinde hayatından memnun, mütevazi bir hayat…Ve bu iki semtin arasında kimlik mücadelesi veren genç bir kızın öyküsü…
Kitap, doğu-batı ayrımında güzel bir noktaya değinmiş; lüks içinde bir hayatın mutluluk getiremeyebileceğini anlatmıştır. Ancak tüm bu kıyaslamaları yaparken biraz taraf tutulduğu da gözlemlenebiliyor.Yazar, insan piskoloji çözümlemelerini iyi anlatmış.

Konu İle Alakalı Başlıklar: 100 temel eser listesi, fatih harbiye doğu batı çatışması, fatih harbiye kitabının özetini oku, fatih harbiye özetini okui fatih harbiye romanının tahl, fatih harbiye romanının özeti, fatih-harbiye romanının geniş özeti, peyami safa

İntibah - Namık Kemal


Namık Kemal - İntibah Romanının Özeti

Kitabın Adı:İNTİBAH
Kitabın Yazarı: Namık KEMAL
Kitabın Yazılma Yılı:1876
Kitabın Yayınevi: Armoni Yayıncılık
Kitabın Basım Yılı: 2002
Sayfa Sayısı:140
Kitabın Konusu: İki güzel kadın, bir yakışıklı ve zengin delikanlı, delikanlının ailesi ve çevresi ile olan olaylar anlatılıyor. Delikanlı bu kızlardan birine aşık olur ama kız bir fahişedir. Delikanlıyı kandırmak ve onun servetine sahip olmak için elinden geleni yapar.

Kitabın Özeti:
Ali Bey, zengin bir ailenin tek evladı, yirmi bir yaşlarında zeki, çalışkan ve yakışıklı bir delikanlıdır. Babası oğlunun eğitimine çok önem vermiştir.Babası oğlunu, oğlu da babasını çok sevmektedir.Ama babasını kaybettikten sonra hayatında büyük değişiklikler oldu.Annesi, babasının ölümünü unutması için Ali Bey’i Çamlıca’ya gezmeye götürmeye başlar. Ali Bey bu gezilere iyice alışır ve arkadaşları ile çamlıca’ya eğlenmeye gider. Orada güzel bir kadın görür.Adı Mehpeyker’dir. Ali Bey Mehpeyker’i gördükten sonra onu düşünmekten geceleri uyuyamaz, işlerini ihmal eder.Ama Mehpeyker’in bir fahişe olduğunu bilmez.Arkadaşları kadının bir fahişe olduğunu Ali Bey’i ikna etmeyi başarırlar.Ama kadın okadar büyük bir etki bırakmıştı ki; Ali Bey onu bırakmak istemez.Ama annesi de bunu öğrenmiştir. Eve bir cariye satın alır. Adı Dilaşub’tur. Kız Mehpeyker’den daha güzeldir. Ali Bey Dilaşub’la evlenmeyi kabul eder ve de evlenir. Mehpeyker bunu öğrenir ve Ali Bey’den intikam almak için yemin eder. İlk önce Dilaşub’un bir fahişe oduğunu ortaya atar ve de Ali Bey’I buna inandırır. Ali Bey Dilaşub’u evden kovar. Mehpeyker kızı evine alır ve kızın fahişe olmasını ister. Ama kızı kandıramaz ve kız kadının evinde kalır ama namusuyla. Mehpeyker’in intikam ateşi hala sönmemiştir. Ali Bey’i öldürmesi için bir kiralık katil tutar. Katil ve kadın herşeyi planlamışlardır. Ama Dilaşub herşeyi duyar.Ali Bey’i kurtarmakiçin onun yerine geçer. Katil Ali bey zannederek Dilaşub’u sırtından vurur. Ali Bey de polislerle gelir ve yerde Dilaşub’un cesedini görür. Çok üzülmüştür. Ali Bey de Mehpeyker’i yakalar ve öldürür. Hapse girdikten altı ay sonra hayata veda eder.
Kitabın Anafikri: Doğruyu öğrenmeden ve tam bir soruşturma yapmadan hiç bir işe kalkışmayınız yoksa hayatınızla ödeyeceğiniz hatalar yaparsınız. Ve de iş işten geçmiş olur. Şunu unutmamalıyız; SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ.
Kitabın Kahramanları:
ALİ BEY: Zengin bir ailenin tek evladı. Yirmibir, yirmi iki yaşlarında yakışıklı bir delikanlı. Ailesinden iyi bir eğitim görmüştür.
MEHPEYKER: Feleğin çemberinden geçen ve dünyada şehvetten başka bir şey tanımatan ateşli bir kadındır. Alçak ve namussuz bir aileden yetişmiş; daha ondört onbeşine gelmeden rezaletin her çeşitini öğrenmiş bir fahişedir.
ATIF BEY: Ali beyin arkadaşıdır. Her zaman doğruyu söyleyen Ali Bey’in kendisine güvendiği birisidir.
MESUT BEY: Atıf Bey’in dayısıdır. Ali Bey’e gerçekleri anlatan kişidir.
DİLAŞUB: Saçları sırma gibi parlak sarı; alnı bembeyaz, kavisli ve kalınca kaşı, mavi gözlü. Boyu bir kadına yakışacak kadar uzun ve har erkeği meftun edecek derecede narindir. Mehpeyker’den daha güzeldir.

Kitabın Yorumu:: Kitabın gerçek adı, Son Pişmanlık’tır. Namık Kemal’in büyük hikaye vadisinde ilk tecrübesidir. Kitap ahlaki tez ve tenkit romanıdır. İntibah sürükleyici bir kitaptır. Kitaba başladığımda ne zaman bitiririm diye düşünüyordum. Ama arkadaşlar inanın kitabı üç-dört saat içinde bitirdim. Kitabı herkese tavsiye ediyorum.Herkes tarafından okunması gereken bir kitap.

Konu İle Alakalı Başlıklar: intibah geniş özeti, intibah romanının konusu, intibah romanının özeti, intibah romanının tahlili, intibah son pişmanlık özeti, namık kemal, namık kemal eserleri, namık kemal romanları
SESDEN RAHATSIZ OLUYORSANIZ ALT TARAFDAKİ CHATİN SESİNİ KAPATINIZ. İSMİNİ DEĞİŞTİRİP CHATA KATILMAK İÇİN MEVCUT İSMİNİZİN ÜSTÜNE TIKLAYIP AÇILAN YERE YENİ İSMİNİZİ YAZINIZ. LÜTFEN KÜFRETMEYİNİZ...